İŞ BİLENİN, KILIÇ KUŞANANIN…

“İŞ BİLENİN, KILIÇ KUŞANANIN”

Bir işin, onu en iyi bilene; bir emanetin, onu en doğru taşıyana verilmesi gerektiğini anlatan son derece derin ve ibretlik bir sözdür.

Ne var ki birazdan bahsedeceğim kişi ve kişiler ne işi bilmektedir ne de kılıç kuşanmasını…

Dün kaleme aldığım bildiride de ifade ettiğim üzere; bugün saat 10.00’da Florya Metin Oktay Tesisleri’nde altyapı adına düzenlenen “Çalıştay”a yaklaşık 35–40 kişi katılım sağladı.
Katılımcılar arasında eski futbolcular, yöneticiler ve kulüp üyeleri yer alıyordu. Ancak anlatılanları dahi idrak etmekte zorlanan, futbol aklı ve vizyonu noktasında sıfırın dahi altında kalan iki isimle karşı karşıya kalındığını, maalesef toplantıya iştirak edenler de açıkça görmüş ve anlamıştır.

Defalarca yazmama rağmen; anlayanların hemen kavradığı, anlamak istemeyenlerle ise fikir ayrılığı yaşadığımız yazı dizimin haklılığı bugün itibarıyla bir kez daha ortaya çıkmıştır:

“Takke düştü, kel göründü.”

Kendisini hâlâ Altınordu’nun bir parçası zanneden, büyük havalarda dolaşan, futbolla uzaktan yakından ilgisi bulunmayan — bırakınız profesyonelliği, amatör lisansı dahi olmayan — fakat buna rağmen sürekli kendine methiyeler düzen Murat Dizdar hakkında tek bir olumlu görüş dahi duyamadım.

Peki bu şahsı kim bulmuş, kim Galatasaray Altyapısı’na bir “kurtarıcı” edasıyla tavsiye etmiştir?

Adres bugün itibarıyla netleşmiştir:
Kendisini “Franz Beckenbauer” zanneden inşaatçı Fatih Demircan…

Koskoca camianın geleceği, göz bebeği olarak görülmesi gereken altyapımızın; ehil olmayan bu isimlerin eline bırakılmış olması ise ayrı bir hazin tablodur.

Sistemin kurulmadığı, kurulması adına en ufak ciddi bir iradenin dahi ortaya konmadığı bir altyapıdan; A Takım’a futbolcu kazandırmak bir yana, amatör lig seviyesinde oyuncu yetiştirmek bile mucize olur…

Gönül isterdi ki bugünkü “Çalıştay” toplantısına gereken önem verilsin; Sayın Başkan ya da İkinci Başkan orada bulunsun ve varlıklarıyla altyapıya verilen değeri göstersinler…
Ama nerede…

GAZETA LA 1905 olarak soruyoruz:

Türk futbolunun seyrini değiştiren adam, Jupp Derwall, 1984–1987 yılları arasında Galatasaray’ın modern altyapı akademisini ve Florya’daki çağdaş futbol yapılanmasını kurup temellerini attı.
Peki sonrasında ne oldu?
Neden duraklandı?
Neden sürdürülebilir bir model inşa edilemedi?

Yaklaşık 40 yılı aşkın süreçte altyapımızdan yetişen isimlere baktığımızda:

Bülent Korkmaz, Tugay Kerimoğlu, Okan Buruk, Arda Turan, Emre Belözoğlu, Sabri Sarıoğlu, Semih Kaya, Emre Çolak, Aydın Yılmaz, Fatih Akyel,
Ozan Kabak, Yunus Akgün, Emin Bayram, Batuhan Şen, Celil Yüksel, Boran Güngör, İsmail Çipe, Yusuf Akçiçek, Çekdar Orhan…
Unuttuklarımız elbette olabilir.

Sayın Başkan’ın çok sevdiği Kemerburgaz’da, temiz havada A Takım idmanlarını çayını yudumlayarak izlemeyi sevdiği biliniyor.
Yaptığı büyük transferlerle takımı üç yıl şampiyon yaptı; dördüncüsü de yolda görünüyor.

Ancak insan sormadan edemiyor:

Sayın Başkan’ın Florya’ya bir alerjisi mi var?

İlk başkanlık döneminde Florya satıldı…
Merhum Mustafa Cengiz geri aldı…
Son başkanlık döneminde ise yeniden satıldı.

Riva’da olduğu gibi, yüksek meblağlı transfer harcamalarıyla yürüyen bu düzen; Sayın Başkan’ın kulüp için mi, yoksa kendi Büyük Başkan oyunu için mi hamle yaptığı sorusunu akıllara getiriyor…

Oysa yalnızca bir transfer eksik yapılsa…
Altyapıya yıllık 10–15 milyon dolar bütçe ayrılsa…
İş, gerçekten bilen ehil kadrolara teslim edilse…

3–4 yıl sonra Galatasaray altyapısı bir fabrika gibi futbolcu üretir; yapılan tüm yatırımlar misliyle kulübe geri dönerdi…

Sarı-Kırmızı Sevgilerimle 🟨🟥

Tufan Akol
GAZETA LA 1905
16 Şubat 2026

Yorum Yap

error: Content is protected !!