
Bugün, Türk futbolunun ve Galatasaray’ın unutulmaz isimlerinden Suat Mamat’ı aramızdan ayrılışının yıl dönümünde rahmet, saygı ve minnetle anıyoruz.
Bazen bir insanın hayatını rakamlar, kupalar ya da istatistikler anlatmaya yetmez. Onu tanıyanların anlattıkları, geride bıraktığı izler ve insanların yüreğinde bıraktığı sevgi çok daha değerlidir.
Gazeteci-yazar Mehmet Şenol’un yıllar önce Suat Mamat ile yaptığı o anlamlı buluşma, aslında bir futbolcunun değil, bir dönemin hikâyesidir.
Suat Mamat. Ölüm yıldönümüymüş.
Tanışmayı çok istediğim eski futbolculardandı. Sekiz yıl önce onu bulduğumda 83 yaşındaydı.
“Kahveye gel, konuşalım” dedi telefonda.
Kahve, Bakırköy’deki Mert Kıraathanesi idi.
Buluştuk, saatlerce konuştuk…
“Eski futbolculuk” nedir?
Kâğıt oynayan arkadaşlarını sessizce seyrederken buldum Suat Mamat’ı.
Yanında kardeşi Reşat Mamat vardı. O da 77 yaşındaydı. İkisi de dinç, ikisi de enerjikti.
Çaylar geldi. Televizyonun sesi hemen kısıldı.
Kahveci,
“Geçen ay da televizyondan geldiler buraya” dedi.
Ondan önce de bir belgesel çekimi için rahmetli Halit Kıvanç gelmiş.
“Hepsiyle burada buluştum, burada konuştum.” dedi gülerek.
“Doğma büyüme Bakırköylüyüm. Ev alt sokakta. Her taraf denizdi. Bahçeler, boş çayırlar…
Kırlangıç balıklarını görürdünüz.
Evimizin bahçesi meyve ağaçlarıyla doluydu. Babamın on arı kovanı vardı. Demiryollarında memurdu.
Kopamam buradan… Kopmayacağım da.”
Sonra uzun uzun Galatasaray günlerini anlattı.
Yanımda getirdiğim eski bir fotoğrafını gösterdim.
Görünce gülümsedi.
“İsmet çekmişti bunu. Büyüttü, imzaladı, bana hediye etti. Hâlâ evimin duvarında asılı.”
İsmet dediği, efsane foto muhabiri İsmet Gümüşdere idi.
Hani şu “ağları delen gol” başta olmak üzere Türk futbol tarihinin unutulmaz karelerini çeken büyük gazeteci…
“Ben estetiği severdim.” dedi.
“Biz futbolun zevki için oynardık.
Hem kafaya iyi çıkardım, hem de çok iyi röveşata atardım.
O yıllarda bana Kubala diyorlardı.
Avrupa Karması’na da bu yüzden seçildim galiba ama maddi imkânsızlıklar nedeniyle gidemedik.”
Galatasaray’ın dört şampiyonluk yaşadığı en güçlü kadrolardan birinin parçasıydı.
Metin’li…
Kadri’li…
Ergun’lu…
Candemir’li…
Turgay’lı…
İsfendiyar’lı…
Galatasaray’ın fırtına gibi estiği yıllar…
O günleri anlatırken aslında bugünkü futbola da ders veriyordu.
“Çok güzel bir takımdık.
Gündüz Abi başımızdaydı.
Her yerde birlikteydik.
Arkadaşlığımız müthişti.
Turgay sakatlanınca kaleye bile geçtim.
Bizim Melo gibi…”
İşte Galatasaray geleneği…
Akşam olmuştu.
Yardımcı kadın geldi.
Vedalaştık.
Alt sokaktaki evine yürüyerek giderken kahveci yanıma geldi.
“İyi ki geldiniz.” dedi.
“Çok mutlu oldu Suat Abi.
Günlerce bunun keyfini yaşar.”
Merak edip sordum:
“Burada hiç fotoğrafı yok. Olsa güzel olmaz mı?”
“Doğru ya…
Gönderin, asalım.”
Suat Mamat’ın evindeki o fotoğrafı büyüttüm, çerçevelettim ve Mert Kıraathanesi’ne gönderdim.
Yanına da şu notu ekledim:
“50’lerde herkes bilirdi… Şampiyon Galatasaray’da İsfendiyar sağda, solda Suat oynardı. Ortada Metin Oktay vardı. Onlar Metin’e topu gönderirdi, o da golü atardı. Galatasaray’da efsaneler oynardı. O efsanelerden biri de kahvemizin medarıiftiharı, ağabeyimiz Suat Mamat’tı.”
Bugün Mert Kıraathanesi duruyor mu…
Gönderdiğim fotoğraf hâlâ duvarda asılı mı…
Bilmiyorum.
Ama şunu çok iyi biliyorum:
Suat Mamat, Galatasaray tarihindeki yeriyle, centilmenliğiyle ve bıraktığı hatıralarla yaşamaya devam edecek.
Efsaneler ölmez…
Onlar, anlattıkları hikâyelerle ve bıraktıkları değerlerle nesilden nesile yaşamayı sürdürür.
Mehmet Şenol’un kalemine, bu anlamlı hatırayı bizlere kazandırdığı için teşekkür ediyor; Suat Mamat’ı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Tufan Akol
GAZETA LA 1905
Sevgiyle Kalın.