
10 Haziran 2024’te kaleme aldığım bir masal…
Aradan geçen zamandan sonra yeniden okumakta fayda var.
Gelin size bir masal anlatayım…
Efendim, bir varmışşş, bir yokmuşşş… Evrende, üzerinde hayat olan bir gezegen; o gezegende ülkeler, o ülkelerde de kulüpler varmış… Spor kulüpleri…
Bu kulüplerden biri de “GÜL SARAY” diye bir kulüpmüş.
Kulübün başkanı “Tursun Tozbak” isimli yaşlı biriymiş. Yanındaki 2. Başkan da Etin Öztrak isimli biriymiş. Ama normalde ikinci başkanın sağ kol olması gerekirken Başkan, maalesef aynı mektepten mezun okuldaşı Erbay Yazgün’ü sağ kolu ilan etmiş.
Bu sağ kol Erbay’ın işi outdoor reklamcılıkmış. Bakın şu kısmete ki “GÜL SARAY” kulübünün de birçok outdoor işi varmış. Mesela bunlardan biri, Magicköy diye bir yerde koskoca binanın giydirilmesiymiş.
Bu giydirmede nedense gelirde senelik olarak ciddi farklar oluşmuş, hem de kulübün aleyhine…
Ama gücünün zirvesindeki Erbay, maharetli bir arkadaş olduğundan dışarıda kimse duymadan işini götürüyormuş.
Zannedermiş ki kimse öğrenemeyecek!…
Bu Erbay arkadaşın yine aynı okuldan Zalper Narmen isimli bir arkadaşı varmış ki işte masalımız burada daha da renkleniyor.
Neden mi?
Çünkü o gezegendeki en sevilen sporu yapan kulübün stadında müthiş bir sistem varmış.
Sistem, kulübün kazanması yerine Zalper’in, taraftar grubunun liderinin ve kısa boylu yaverinin kazanması üzerine kuruluymuş.
Taraftarlar online’da hazır; gerek ülke içi gerekse ülke dışı müsabakalar için bilet almayı beklerken, sistemde dakikasında “Biletler bitti” yazarmış ve herkese teşekkür edilirmiş…
Millet de inanır, öyle oldu zannedermiş.
Halbuki masal bu ya, yönetimin istediği haricindeki biletlerin tamamı Zalper Efendi’nin organizasyonuna aktarılırmış.
Onlar da ülke içinde ve ülke dışında, özellikle önemli müsabakalarda akla mantığa sığmayacak boyutta paralar kazanırlarmış.
Nasıl mı?
“Paraborsa”da satıştan…
Gerçekten her biri servet sahibi olmuş. Öyle ki içlerinde şoförlü araçla gezer hâle gelenler bile varmış.
Kulübün üyeleri bilet bulamazken Zalper Efendi örgütü, elde liste:
“Ona lüzum yok, bunu boş ver…”
diye liste budaması yaparken, kulüp üyeleri de kendilerine sıra gelmediğini zannedermiş.
Halbuki gerçek neymiş?
Masalımıza göre Zalper Efendi çetesi elinde altın makasla:
“Ona lüzum yok, bunu boş ver…”
dermiş.
Altın makas onlardaymış!
Masal o ki Zalper Efendi’nin eli kolu bu kadarla da kalmazmış.
Daha uzunmuş, daha uzun!…
Bu kulüpten menfaatleri sadece müsabaka bileti “paraborsa”sıyla da sınırlı değilmiş. O kulübün bir de spor okulları varmış!
Masal bu ya; alkole çok düşkün olan Zalper Efendi, gecenin ilerleyen saatlerinde menfaatleri açısından tehlikeli gördüğü kişileri arar, onlara ağıza alınmayacak sinkaflı küfürler edermiş.
Bazılarına da:
“O spor okulları kulübün zannediliyor ama orası benimdir, beniiiimmm!”
diye naralar atarmış.
Yani koskoca “GÜL SARAY” kulübü, masalımıza göre Zalper Baba’nın çiftliğine, Erbay Baba’nın çiftliğine çoktan dönüşmüş.
Çoğu kişi de bunu bilir ama kimse yüksek sesle dile getirmezmiş.
Neden?
Sarhoşken tehdit etmesin, kısa boylu yaverini ve elemanlarını üstlerine salmasın diye…
Hikâye bu ya, aynı okuldan arkadaş olan Erbay ve Zalper’in bir de Denk Ergece diye arkadaşları varmış.
O da o kulüpte maaşlı çalışırmış.
İnsanlar onun önemli biri ve bir spor dalında çok bilgili olduğunu zannederken, aslında o arkadaş da diğer iki arkadaşı gibi çok özel maharetlere sahipmiş.
Bir de bu üç arkadaşın “Dora” denilen, maşa olarak kullandıkları bir arkadaşları varmış.
Ona bu masalda yer bulamadık.
Yakında onu da özel bir masalla anlatacağız…
Masal bu ya, bu Denk denilen arkadaş müsabaka oyuncuları alıp satma uzmanıymış.
O işin kurduymuş!
Bir zamanlar işe girdiğinde, o işi iyi bilen birinin yanında çalışınca tecrübelenmiş.
Derken bir transfer döneminde yapayalnız kalmış Glorya Tesisleri’nde.
Bir de bakmışsınız transfer dönemi bittiğinde çok pahalı bir evi nakit verip alıvermiş.
Oysa birkaç ay önce müsabaka oyuncularından, “Evime haciz geldi.” diye borç istediği söylenen bu arkadaş, masalımıza göre bir transfer dönemi sonrasında ciddi meblağlara ev satın alır hâle gelivermiş.
Yetmemiş…
İki adet dünya markası araba bile çekmiş altına.
Uzak ülkelerde bile bu arkadaşın menajer ilişkilerindeki özel maharetlerini biliyorlarmış ama bunu bir tek bilmeyen kendi camiasıymış!
Kendisini de herkese, “Tek Glorya tecrübesi olan ve çok tanıdığı bulunan kişi” diye konumlarmış ki şayet gönderilirse geri gelebilsin.
Ama nedense, masal bu ya, son iki senede kuvvetli olan bir Başkan Vekili bu arkadaşın maharetlerini çok iyi bildiği için onu Glorya Tesisleri’nden kesmiş, kulübün merkezine göndermiş.
Başkan ve sağ kolu da:
“Gel buraya, otur oturduğun yerde, al maaşını. Sen bizim okuldansın; yeri gelirse kullanılırsın. Sus, otur…”
demişler.
Bir de ufak tefek işler bağlamışlar ona, ilgilensin, canı sıkılmasın diye…
Masal bu ya…
Şimdi o gezegendeki o kulüpte seçim varmııışşş…
Okul arkadaşları da arı gibi çalışıyorlarmış.
Neden mi?
Yahu çöreklendikleri mamalardan mahrum kalmamaları lazımmış!
Ya hükmedemeyecekleri kişiler gelir de sistemleri çökerseymiş!…
Mazallah!
Olacak iş değilmiş.
Dolayısıyla durmak yoook…
Çöreğe, böreğe devam olsun diye statükonun kazanması lazımmış!
Masalımızın kahramanları Erbay, Zalper ve Denk üçlüsü için özellikle çok önemliymiş bu seçim.
Kulüp mü kazanacakmış, yoksa üç okul arkadaşı çörekçiler mi kazanacakmış?…
Masallar nasıl biter bilir misiniz?
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine…
Peki bu sözün anlamı nedir, onu da bilir misiniz?
Söyleyeyim:
Başka insanların mutluluğuna ortak olmak ve bu mutluluktan kendilerine düşen payı almak…
Nasıl ama?
Cuk oturdu değil mi?
Kimsenin yüksek sesle dile getirmediğini biz masallar diyarından dile getirdik.
İnsanlar bilsin bu masalı…
Bilen çoook, ama anlatan yok!
NOT: Bu yazı, kıssadan hisse çıkarmak amacıyla kaleme alınmış hayal ürünü bir masaldır.
Sevgiyle Kalın.
Tufan Akol
GAZETA LA 1905
10 Haziran 2024