
Fazla derine inmeden, kısaca geçmişin özetine bir bakalım…
Galatasaray tribünlerinde yıllarca amigoluk kültürü vardı. Numaralı’da Tecavüz Coşkun, Kapalı, Yeni Açık ve sonradan Eski Açık’ta tribünlerin kendi amigoları, kendi liderleri, kendi düzenleri vardı.
Sonra yeni bir dönem başladı. 63 kişilik yenilikçi bir gençlik grubu, stadın farklı tribünlerini bir çatı altında toplama düşüncesiyle el ele verdi ve ultrAslan doğdu.
14 Şubat 2001’de “Die For You” pankartıyla başlayan bu yeni dönem, Galatasaray tribün tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. İlk yapılanma dernek statüsündeydi; daha sonra dernek feshedildi.
Gerisi malum… Yapılanlar yapıldı, yaşananlar yaşandı. İyisiyle kötüsüyle yaklaşık çeyrek asırlık bir tribün tarihi oluştu. Ancak bugün gelinen noktada geçmişi tartışmaktan çok geleceği konuşmanın zamanı geldi.
KUZEY KALE ARKASI BÜTÜN STADYUM DEĞİLDİR
Öncelikle bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor. Kuzey Kale Arkası’nda konuşlanan ultrAslan, Galatasaray taraftarının önemli ve örgütlü bir parçasıdır; ancak bütün stadyumun hâkimi değildir.
Slogan atılır; isteyen katılır, isteyen katılmaz. Çünkü Galatasaray tribünleri tek bir taraftar grubundan ibaret değildir.
Asıl tartışılması gereken, tribün gücü ile kulüp yönetimleri arasındaki ilişkinin kişilere bağlı hâle gelmesidir. Tribün liderlerinin yönetimler üzerinde baskı oluşturduğu veya yönetimlerin tribün desteğini kendi lehlerine kullandığı bir düzen varsa, artık bunu kişiler üzerinden değil sistem üzerinden tartışmanın zamanı gelmiştir.
Kimsenin kişisel gücü Galatasaray’ın kurumsal gücünün önüne geçmemelidir.
AVRUPA BU İŞİ NASIL YAPIYOR?
Avrupa futbolunda taraftar ilişkileri artık yalnızca geleneksel amigoluk anlayışına bırakılmıyor. UEFA kulüp lisanslama sisteminde SLO — Supporter Liaison Officer, yani Taraftar İrtibat Görevlisi bulunuyor.
Bunlar kulüple resmi bağı bulunan profesyonel görevlilerdir. Taraftar grupları, kulüp yönetimi, güvenlik birimleri ve tribün liderleri arasında köprü oluştururlar.
Tribün liderleri ve taraftar temsilcileri de sistemin dışında bırakılmaz. Güvenlik, organizasyon, ayrımcılıkla mücadele, deplasman düzeni ve maç günü kuralları konusunda bilgilendirilir ve eğitilirler.
Yani profesyonelleşmek tribünün ruhunu öldürmek değildir; coşkuyu koruyup sorumluluğu artırmaktır.
Tribünü yönlendiren kişi yalnızca slogan attırmayı değil, yaptığı veya yaptırdığı bir hareketin kulübüne neye mal olacağını da bilmelidir.
Profesyonel görevlinin sorumluluğu olacak, tribün sorumlusunun sorumluluğu olacak, taraftar grubunun sorumluluğu olacak. Hepsinin üzerinde ise Galatasaray Spor Kulübü’nün kurumsal otoritesi bulunacak.
İŞTE ZAMAN BU ZAMAN
Bugün ultrAslan’ın liderliği konusunda yaşanan tartışmaları yalnızca “Kim gidecek, yerine kim gelecek?” meselesine indirgersek büyük bir fırsatı kaçırırız.
Ben ultrAslan kapatılsın demiyorum. Tam tersine:
ultrAslan KALMALI.
Bu isim artık Galatasaray tribün tarihinin bir parçasıdır. Binlerce insanın emeği, deplasmanı, koreografisi, sevinci, üzüntüsü ve hatırası vardır.
Ama sistem değişmelidir.
Bir lider gider, başka bir lider gelir. İsimleri değiştirip sistemi değiştirmezsek birkaç yıl sonra aynı tartışmaları yeniden yaşarız.
TEMSİLCİLİKLER FESHEDİLMELİ
Benim önerim açık ve nettir:
ultrAslan’ın mevcut yurt içi ve yurt dışı temsilcilikleri feshedilmelidir.
Galatasaray Spor Kulübü’nün Türkiye’de ve dünyanın çeşitli ülkelerinde zaten Galatasaray dernekleri ve camiaya bağlı yapılanmaları vardır. Aynı camia içerisinde birbirinden bağımsız güç merkezleri oluşturmak yerine taraftar organizasyonu, Galatasaray Spor Kulübü’nün kurumsal çatısı altında ve mevcut Galatasaray dernekleriyle koordineli yürütülmelidir.
ultrAslan tribünde kalır. İsmi kalır. Ruhu kalır. Coşkusu kalır.
Ama organizasyonun hâkimi kişiler değil, Galatasaray Spor Kulübü olur.
BÜTÇESİ DE HESABI DA BELLİ OLMALI
İç saha maçları, Türkiye’deki deplasmanlar, Avrupa ve diğer yurt dışı karşılaşmaları için Galatasaray Spor Kulübü tarafından önceden belirlenmiş ve denetlenen ayrı organizasyon bütçeleri oluşturulmalıdır.
Ulaşım, pankart, bayrak, koreografi ve diğer tribün organizasyonlarının bütçesi belli olmalı; harcanan her kuruşun kaydı tutulmalıdır.
Bilet tahsis ediliyorsa kime, kaç tane ve hangi amaçla verildiği bilinmeli. Otobüs kaldırılıyorsa bedeli kayıt altında olmalı. Koreografi yapılıyorsa bütçesi ve kaynağı açık olmalıdır.
Böylelikle yıllardır tartışma yaratan gri alanlar ortadan kalkar.
Elden para dönemi biter. Elden bilet dönemi biter. Kişisel ilişkiler dönemi biter.
Yerine şeffaf, denetlenebilir ve hesabı sorulabilir bir sistem gelir.
REİSLİK DEĞİL, GALATASARAY
Burada mesele herhangi bir kişiyi hedef almak değildir. Mesele bundan sonraki 25 yılı düşünmektir.
Galatasaray Türkiye’nin öncü kulübüyse tribün yapılanmasında da öncü olmalıdır. Avrupa’nın profesyonel taraftar ilişkileri modelini birebir kopyalamak zorunda değiliz. Bizim kültürümüz başka, tribünümüz başka, tarihimiz başka.
O halde Avrupa’nın profesyonelliğini alıp Galatasaray’ın tribün kültürüyle birleştirelim.
Kulüp bünyesinde maaşlı profesyonel taraftar ilişkileri görevlileri olsun. Tribünün içerisinden gelen, taraftarın dilini bilen kişiler eğitilsin ve sorumluluk alsın. Görevleri, yetkileri ve sınırları belli olsun.
Bütçesi olsun, denetimi olsun, sorumluluğu olsun; ama Galatasaray tribününün o muhteşem ruhu da yaşamaya devam etsin.
İşte benim savunduğum değişim budur:
ultrAslan’ı yok etmek değil, ultrAslan’ı Galatasaray’a yakışır biçimde yeniden yapılandırmak.
Başkanlar gelir geçer. Yöneticiler gelir geçer. Tribün liderleri gelir geçer. Bizler gelir geçeriz.
Ama bir şey kalır:
GALATASARAY.
O nedenle bugün yeni bir “reis” aramak yerine yeni bir sistem kurmanın zamanı gelmiştir.
İŞTE ZAMAN BU ZAMAN…
ultrAslan kalmalı. Tribün coşkusu kalmalı. Ama kişilerin hâkimiyeti bitmeli.
GALATASARAY’IN TRİBÜN GÜCÜNÜN TEK SAHİBİ GALATASARAY OLMALI.
Çünkü dün de bugün de yarın da değişmeyecek tek gerçek vardır:
ASLOLAN GALATASARAY’DIR.
Tufan Akol
GAZETA LA 1905
Var mı, yok mu bilmiyorum ama böylesine büyük taraftar gurubu ile yönetimin arasında resmi/yarı resmi bir bağı olmalı, sınırlı karşılıklı sorumluluklar olmalı.