
ARADAKİ FARK
Yıllardır İsveç’te yaşıyorum.
İlk geldiğim yıllarda beni en çok şaşırtan konulardan biri spor kültürüydü.
Burada sporun temeli para değil, aidiyet ve gönüllülüktür.
Bir marangoz, bir inşaat ustası, bir öğretmen, bir memur… Gündüz herkes kendi mesleğini yapar. Akşam olduğunda formasını giyer, kulübünün antrenmanına gider. Hafta içi ya da hafta sonunda maçını oynar. Kazansa da kaybetse de ertesi sabah yine işinin başındadır.
Çünkü burada sporcu olmak bir meslekten önce bir karakter meselesidir.
Fakat beni en çok etkileyen ise sporu bıraktıkları gündür…
Yıllarını verdiği kulübünde son maçına çıkar.
Maç biter.
Kulüp yöneticileri kendisine bir buket çiçek verir.
Mütevazı bir pasta kesilir.
Bir fincan kahve eşliğinde teşekkür edilir.
Ve ardından gülümseyerek şu cümleyi söylerler:
“Bugüne kadar sahada bizimleydin… Bundan sonra tribünde bizimlesin. Gelecek maçın biletini almayı unutma.”
İşte o an anlarsınız ki burada kimse kendini kulübün sahibi zannetmez.
Sporcu da, yönetici de, taraftar da bilir ki kulüpler kişilerden büyüktür.
Kimse yıllarca forma giydi diye ömür boyu ayrıcalık beklemez.
Kimse geçmiş başarılarını geleceğin teminatı olarak görmez.
Herkes görevini yapar, alkışını alır ve zamanı geldiğinde yerini bir başkasına bırakır.
İşte aradaki fark tam da burada başlıyor.
Bizde çoğu zaman kulüpler insanların etrafında şekilleniyor.
Orada ise insanlar kulübün etrafında birleşiyor.
Gerçek büyüklük; koltuğa tutunmakta değil, zamanı geldiğinde alkışlarla ayrılabilmektedir.
Belki de sporun en büyük dersi budur…
Formalar değişir, futbolcular değişir, yöneticiler değişir.
Ama kulüpler, kendilerine hizmet edenlerden her zaman daha büyük kalır..
Sevgiyle Kalın🇹🇷🇸🇪
Tufan Akol
GAZETA LA 1905
8 Temmuz 2026