ARMANIN İZİNDE

ARMANIN İZİNDE

Galatasaray Logosunun Belgelerle Yazılmış Hikâyesi

BÖLÜM 3

TESCİL YETMEZ… SAHİP ÇIKMAK GEREKİR

“Bir arma sadece tescil edilmez… Ona sahip çıkılır.”

İlk bölümde Galatasaray armasının tarihine kısa bir yolculuk yaptık.

İkinci bölümde ise Türkiye’deki ve uluslararası hukukî koruma mekanizmalarını belgeler ışığında inceledik.

Tam da bu araştırmayı hazırlarken, Sayın Turan Yücel’in YeniBirlik Gazetesi’nde kaleme aldığı değerlendirmeler dikkatimi çekti.

Yıllardır sessiz kalan “Arma” konusu yeniden gündeme taşınırken, Galatasaray Eğitim Vakfı ile Galatasaray Mezunlar Derneği’nin protokolden doğan hak talepleri ve Mağazacılık A.Ş. gelirlerine ilişkin kamuoyuna yansıyan 50M Dolarlık iddialar da yeniden tartışılmaya başlandı.

Bu sürecin en önemli tanıklarından ve hukukî altyapısını en iyi bilen isimlerden biri de değerli hocam Prof. Dr. Celal Erkut’tur.

Bütün bunlar gösteriyor ki; arma meselesi yalnızca geçmişe ait tarihî bir konu değil, bugün de hukukî, ekonomik ve kurumsal yönleriyle önemini koruyan bir meseledir.

Şimdi ise belki de en önemli sorunun karşısındayız.

Bir markayı tescil ettirmek yeterli midir?

Yoksa asıl sorumluluk, o hakkı yıllar boyunca koruyabilmek midir?

Dünyanın en güçlü markaları yalnızca tescil yaptırmaz.

Markalarını takip eder.

Geliştirir.

Ve gerektiğinde hukuk önünde kararlılıkla savunur.

Çünkü marka yalnızca bir isim değildir.

Bir tarih…

Bir itibar…

Bir gelecektir…

Galatasaray’ın şanlı sarı-kırmızı arması da işte böyle bir değerdir.

Bugün uluslararası marka koruma sistemleri sayesinde birçok ülkede marka koruması sağlanabilmektedir.

Elbette bunun belirli maliyetleri vardır.

Ancak Galatasaray gibi dünya markası bir kulüp için asıl mesele maliyet değil, markanın uluslararası ölçekte ne kadar etkin korunduğudur.

Bu nedenle şu soruların sorulmasını doğal karşılıyorum:

Uluslararası marka haklarımız düzenli olarak güncelleniyor mu?

Dünyanın farklı ülkelerinde izinsiz arma kullananlara ve lisanssız ürünlere karşı nasıl bir hukuk politikası uygulanıyor?

Sayın Başkan Dursun Özbek’in açıkladığı 1 milyon lisanslı forma satışı önemli bir başarıdır.

Ancak milyonlarca Galatasaray taraftarı sarı-kırmızılı formayı gururla taşırken şu soruyu da sormak gerekir:

Bu formaların kaçı lisanslı, kaçı merdiven altı üretim?

Kulübün marka değeri ve lisans gelirleri daha güçlü korunamaz mı?

İşte tam da bu noktada şu soru kaçınılmazdır:

Takribi 80 bin dolarlık uluslararası arma tescili ve koruma maliyeti yüksek görülürken, bugün kamuoyunda milyonlarca avroluk hak ve alacak tartışmalarının yaşanıyor olması düşündürücü değil midir?

Bazen zamanında yapılmayan küçük bir yatırım, yıllar sonra çok daha ağır hukukî ve ekonomik sonuçlar doğurabilir.

Yağmurdan kaçarken doluya tutulmamak için, Galatasaray gibi dünya markası bir kulübün en büyük değeri olan armasına aynı kararlılıkla sahip çıkılması gerekmez miydi?

Bu soruları sormak kimseyi suçlamak değildir.

Tam tersine…

Galatasaray’ın geleceğine sahip çıkmaktır.

Başkanlar değişir.

Yönetimler değişir.

Ancak Galatasaray’ın kurumsal hafızası yaşamaya devam etmelidir.

Bu arma hiçbir dönemin değildir.

Ali Sami Yen’in emanetidir.

Metin Oktay’ın alın teridir.

Ve milyonlarca Galatasaraylının ortak gururudur.

Bu araştırmayı hazırlarken tek amacım geçmişi yargılamak değil, Galatasaray’ın kurumsal hafızasına katkı sunmaktı.

Bu çalışma burada sona ermiyor.

Yeni bilgi, yeni belge ve yeni gelişmeler ortaya çıktıkça kaldığı yerden devam edecektir.

Çünkü Galatasaray’ın arması ve tarihi, tek bir yazıya sığmayacak kadar büyük bir mirastır.


Hazırlayan

Tufan Akol
GAZETA LA 1905

Yorum Yap