HAYDİ BEYOĞLU’NA!

🟡🔴 HAYDİ BEYOĞLU’NA!

Taksim’e gelip de eski günleri yâd etmeden dönmek olur mu hiç?

Daldım İstiklal Caddesi’ne… Soldan üçüncü sokağa, oradan da sağda ilk sokağa daldım — Hasnun Galip Sokak. Baba’dan kalma 3 numaralı binanın karşısında, rahmetle andığım Suat Mamat’ın kahvesi vardı.
Şimdi yerinde bir ocakbaşı açılmış… İçim burkuldu.
7-9 numaraya doğru yavaş yavaş yürürken mazi gözümün önünde bir filme dönüştü. Ne güzellikler yaşanmıştı o sokakta…

Yer:
Galatasaray Hasnun Galip Binası.
Bakar bakmaz binanın hüzün içinde olduğunu fark ettim.

Karşı trotuvarda oturan, saçı sakalı birbirine karışmış, iki eli şakaklarında, binaya ağlamaklı gözlerle bakan bir adamla göz göze geldim.
Selam verdim,
— “Allah’ın selamı üzerinize olsun,” dedim.
Cevap kısa ama anlamlıydı:
— “Bilmukabele.”

“Bu adamın derdi ne acaba?” diye düşündüm.
Sigaradan sesi kısılmış, yüzü “piiz”den solmuş adam birden sordu:
— “Sen hangi takımı tutuyorsun?”
— “Sence?” dedim.
— “Bu sokaktaysan Anlı Şanlı Galatasaray’dan başkası olmaz,” dedi.

“Bey baba,” dedim, “senin derdin çok. Hava da sıcak, şuradan iki bira alayım, konuşalım ne dersin?”
Olur dedi.
Bursa Sokağı’ndaki büfeden iki bira aldım, ben de çöktüm trotuvara. Başladık dertleşmeye…

Elimi uzattım:
— “Ben Tufan,” dedim.
O da karşılık verdi:
— “Ben de eski sporcuyum, Nazım.”

İlk adımı atmıştık sohbete.
“Tevellüd kaç?” dedim.
“Galatasaray benden 30 yaş büyük,” dedi.
Yani 1935 doğumlu olduğunu anladım.

“Allah mı gönderdi seni evlat,” dedi. “Dert doluyum dert… Her gün 4-5 saat buraya gelirim. Eski sporcular, Divan ve Genel Kurul üyeleri, hatta gazeteciler gelir, kapıya bakar… Kapı kapalı. Şöyle bir bakıp giderler.”

“Ne günlerim geçti burada evlat,” dedi.
“Soğuk ve yağışlı günlerde üst katta idman yapardık. Basketbolla başladım, sonra futbola döndüm. Yedik içtik, ileriyi düşünmeden bugünlere geldik…”

“Galatasaray’ın gidişatı hakkında ne düşünüyorsun Nazım ağabey?” dedim.
Bir yudum aldı, başladı anlatmaya:

“Evlat… Galatasaray’daki en büyük sorun şu:
Bazı Galatasaraylılar, kişileri Galatasaray’dan daha çok seviyorlar.
Eskisi gibi ‘Kol kırılır, yen içinde kalır’ sözü artık askıda kaldı.”

“Vay be…” dedim içimden.
Devam etti:

“Galatasaray’ın menfaati söz konusu olduğunda bazıları kendine menfaat sağlıyor.
Ve bunu dile getirenler, Galatasaray’ı korumak yerine, o kişileri korumayı tercih ediyorlar.”

“Sanmıyorum,” dedim.
“Sen öyle san,” dedi.
Bir yudum daha aldı, devam etti:

“Menfaat sağlayanlara can siperane sahip çıkılıyor.
Konuyu dile getirenler ise itibarsızlaştırılıyor, hedef tahtasına konuyor, hakarete uğruyor.”

İçimden “çüş” dedim.
“Nazım ağabey, biraz ağır olmadı mı?” dedim.
“Az bile,” dedi. “Hak eden çok.”

“Bu sadece bugünün sorunu mu peki?” diye sordum.
“Geçmişte de oldu mu böyle şeyler?”

Derin bir nefes aldı:

“O gün de kendi menfaatinin peşinde koşanlar vardı, bugün de var.
Sadece rakamların boyutu değişti.”

“Nasıl yani?” dedim.
Biraz sustu, sonra ekledi:

“Fatih İşbecer’in bir sözü var:
‘Galatasaray fakirleşirken bazıları zenginleşmiş.’
İşte o kadar!”

“Bazı sözlerine katılmasam da bilgi küpüsün Nazım ağabey,” dedim.
“Daha bitmedi evlat,” dedi, “git bir bira daha al, anlatacaklarım çok.”

Devam etti:

“O gün de gerçekleri söyleyenler linç edildi, bugün de aynısı oluyor.
Galatasaray maalesef sözde birinci sırada, ama kalplerde kişilerin gerisinde…”

“Ne demek istiyorsun?” dedim.

“Bazıları için mektepdaşlık, devrecilik, abilik…
Bazıları için bir maç bileti, bir kontenjan…
Herkesin kendince küçük bir çıkarı var.
Galatasaray’ı seven değil, ondan faydalanan çok.”

“Vay vay vaaay…” dedim.
“Sağır sultan bile biliyor karaborsa batağını, ama yazan yok, çizen yok, soran yok!”

Nazım ağabey son yudumunu aldı,

“Galatasaray’ı öpenler hep öptükleriyle kaldı evlat,” dedi.
“Menfaat zinciri kırılmadıkça hiçbir şey değişmez.”

Sustu.
Ben sustum.
Sokakta bir sessizlik…
Rüzgar bile durdu sanki.

“Gelin, sizi evinize bırakayım,” dedim.
“Yok evlat,” dedi, “buraya nasıl geldiysem sağdan sağdan yürür, evime dönerim.”

O an… saat çaldı.
Sabah olmuştu.
Ve ben… rüyadan uyandım.

🖋️ Tufan Akol
📜 GAZETA LA 1905
2 Kasım 2025

Yorum Yap

error: Content is protected !!