6–7 EYLÜL 1955…71 YIL ÖNCE BUGÜN

O ÇIĞLIKLAR HÂLÂ KULAKLARIMDA…

Bugün sayfamda “Günaydın” demek yerine biraz uyanmamız, geçmişimizi bilmemiz ve yaşananlarla yüzleşmemiz gerektiğine inanıyorum.

O yıllarda Kurtuluş’ta, son durakta oturuyorduk. Evimizin karşı tarafı Turan Caddesi’ne, yani Tarlabaşı’na bakıyordu.

Rahmetli annem, dışarıdan gelen sesleri duyunca paniğe kapıldı. Hasnun Galip Sokak’ta iş yeri bulunan babamı aradı.

Babam telefonda:

“Birazdan evdeyim. Çocukları al, çatıya çıkar.” dedi.

Yaklaşık iki saat sonra eve gelebildi.

Kurtuluş sokaklarından yükselen bağırışlar, kırılan camların sesleri ve insanların çığlıkları hâlâ kulaklarımda çınlıyor.

Apartmanımızda yaşayan iki Türk ailesinden biri bizdik. Diğer komşularımızın çoğu Rum kökenliydi. Saat gece 23.00 sularında silah sesleri duyuluyor, insanlar korku içinde sağa sola koşuyordu. Ellerinde sopalar bulunan gruplar, önlerine çıkan evlere ve iş yerlerine vahşice saldırıyor; camı çerçeveyi indiriyordu.

Rahmetli babacığım, eline Kur’an-ı Kerim’i alarak apartmanın kapısına çıktı. Saatlerce kapıda bekledi; gelenleri sakinleştirmeye, komşularımızı ve evimizi korumaya çalıştı.

Babam o gece yalnızca bir apartmanın kapısında durmadı…

İnsanlığın, vicdanın ve komşuluk hukukunun kapısında nöbet tuttu.

Çok sevdiğim Eleni Teyzem ile eşi Yorgo’nun korku içindeki yüzleri hâlâ gözlerimin önünde. Yenişehir Stadı’nda kilisenin papazlarına yönelik insanlık dışı saldırılar yapıldığı haberleri ise o gecenin vahşetini daha da büyütüyordu.

Yaşananlar ailemizin hayatında da derin izler bıraktı. O korku dolu gecenin ardından babam, can güvenliğimizi düşünerek bizi Kurtuluş’taki evimizden alıp Mecidiyeköy’e taşıdı.

Biz semtimizi değiştirdik…

Fakat o gecenin çığlıkları peşimizi bırakmadı.

Ben küçücük bir çocuktum. Neler olduğunu bütünüyle anlayacak yaşta değildim; fakat insanın insana yaşattığı korkuyu, çaresizliği ve vahşeti unutacak kadar da küçük değildim.

6–7 Eylül 1955; başta Rumlar olmak üzere Ermeni ve Musevi yurttaşlarımızın evlerinin, iş yerlerinin, okullarının, mezarlıklarının ve ibadethanelerinin hedef alındığı; insanların doğup büyüdükleri topraklardan koparıldığı, yakın tarihimizin en karanlık ve utanç verici sayfalarından biridir.

Atatürk’ün Selanik’teki evinin bombalandığı yönünde yayılan gerçek dışı haberle kışkırtılan kalabalıklar, İstanbul’un birçok semtinde yağma ve şiddet hareketlerine girişti.

O gece yalnızca evler, dükkânlar ve ibadethaneler yıkılmadı…

İstanbul’un yüzyıllara dayanan komşuluk kültürü de ağır bir yara aldı.

Bu utanç dolu 6–7 Eylül olaylarını yaşamış biri olarak, insanoğlunun ne kadar vahşileşebileceğine daha çocuk yaşımda şahit oldum.

Mensubu ve vatandaşı olduğum bu güzel ülkenin tarihindeki bu utancı hâlâ yüreğimde taşıyorum.

Geçmişi unutursak aynı karanlık yeniden kapımızı çalabilir. Bu nedenle çocuklarımıza nefreti değil sevgiyi, ayrımcılığı değil kardeşliği, düşmanlığı değil birlikte yaşamanın güzelliğini öğretmeliyiz.

Acının dini, dili, ırkı ve milliyeti olmaz.
İnsan, her şeyden önce insandır.

Sevelim birbirimizi…
Sahip çıkalım birbirimize…
Bir daha hiçbir çocuk böyle çığlıklarla büyümesin.

Unutmadım…
Unutmayacağım…
O çığlıklar hâlâ kulaklarımda.

Tufan Akol
GAZETA LA 1905
www.gazetala1905.com

Yorum Yap

error: Content is protected !!