
TARAF MIYIZ, TARAFTAR MIYIZ?
Çoğu zaman bu iki kavram birbirine karıştırılır. Oysa aralarında önemli bir fark vardır.
Taraf olmak, aklın ve vicdanın yanında durmaktır. Doğruyu alkışlarken yanlışı da söyleyebilmektir. Desteklediğin kişi, kurum ya da takım hata yaptığında sessiz kalmamak; eleştiriyi düşmanlık değil, sorumluluk olarak görebilmektir.
Taraftar olmak ise duygularla hareket etmektir. Sevdiğini her şartta savunmak, bazen yanlışları görmezden gelmek, hatta gerçeği duygularının önüne koyamamaktır.
İşte asıl soru şudur:
Biz gerçekten taraf mıyız, yoksa sadece taraftar mı?
Yıllar öncesine dönelim…
Farklı takımları tutan arkadaşlarımızla aynı masada oturur, büyük bir keyifle maç izlerdik. Maç bittiğinde kazanan sevinir, kaybeden tebrik edilir, teselli edilir; ardından dostluk kaldığı yerden devam ederdi. Kimi zaman bir meyhanede, kimi zaman mahalle kahvesinde sohbet uzardı.
Ertesi sabah gazeteler koltuğun altına sıkıştırılır, gevrek simit ve demli çay eşliğinde bir gün önceki maç konuşulurdu. Fikir ayrılıkları olurdu ama saygı hiç kaybolmazdı. Rekabet vardı, düşmanlık yoktu.
Sonra yıllar geçti…
Özellikle 1996’dan itibaren tribün kültürü bambaşka bir yöne savruldu. Deplasman yürüyüşleri, döner bıçakları, sopalar, falçatalar ve ne yazık ki sarı bomba hapları futbolun önüne geçti. Öyle bir ortam oluştu ki, dayak yiyen kişi yediği dayağın acısını bile hissedemez hale geldi.
Bugün stadyumlar modernleşti, tribünler büyüdü, organizasyonlar profesyonelleşti. Gruplar oluştu, maç öncesi buluşmalar, koreografiler, son düdüğe kadar bitmeyen tezahüratlar futbolun vazgeçilmez bir parçası oldu.
Ancak bir gerçek de var…
Bazıları kendilerini milyonlarca taraftarın üzerinde görmeye başladı. Tribünlerde yer almayı, Galatasaray sevgisinin tek ölçüsü sanır oldular. Oysa bu kulübün gerçek sahibi ne bir tribün grubu ne de bir avuç insandır. Bu kulübün gerçek sahibi, dünyanın dört bir yanında armaya gönül vermiş milyonlarca Galatasaraylıdır.
Bir de farklı düşünenler var…
Takımını seven, yönetimini takip eden, yapılan doğruları alkışlayan ama yanlışları da dile getiren insanlar…
İşte onlar, eleştirdikleri anda ya hain ilan ediliyor ya da alaycı bir ifadeyle “İrlandalı” damgası yiyor.
Oysa eleştirmek düşmanlık değildir.
Yanlışları görüp susmak, alkışlamak ya da görmezden gelmek kulübe iyilik değil, kötülüktür.
Ben yıllardır aynı çizgideyim.
Doğruyu kim yaparsa alkışlarım, yanlışı kim yaparsa söylerim. Çünkü benim mücadelem kişilerle değil, ilkelerledir. Başkanlar gelir geçer, yöneticiler değişir, futbolcular gelir gider…
Ama Galatasaray kalır.
Bana bugün başka bir isim takarlar, yarın başka bir yafta yapıştırırlar. Hiçbiri önemli değil.
Çünkü ben bir kişinin, bir yönetimin ya da herhangi bir grubun tarafı değilim.
Ben 1905 ruhunun tarafıyım.
Galatasaray, eleştiriden korkacak kadar küçük bir camia değildir. Tam aksine; onu bugünlere taşıyan, sorgulayan, düşünen ve gerektiğinde en sevdiğini bile uyarabilen Galatasaraylıların duruşudur.
Onun için bir kez daha soruyorum:
Biz taraf mıyız, yoksa sadece taraftar mı?
Ben cevabımı yıllar önce verdim.
Körü körüne alkışlamak taraftarlıktır.
Doğruyu savunmak ise taraf olmaktır.
Ben tarafım…
Tarafım Galatasaray’dır.
Sevgiyle Kalın.
Tufan Akol
GAZETA LA 1905