GECE GECE NEREDEN GELDİ AKLIMA

Bundan yaklaşık 45 sene evvel… Haziran ayıydı. İsveç’te güneşin adeta batmak istemediği, gecenin bile aydınlık kaldığı günlerden biri.

Restoranımda her 45 dakikada bir salona çıkar, lezzetleri kontrol eder, misafirlerimize merhaba der, kısa bir tur atardım. Cam kenarındaki 5 numaralı masada iki kişi oturuyordu.

Sessiz sedasız, kendi dünyalarında bir aşk yaşıyorlardı. Adam sol eliyle kadının sağ elinin parmak uçlarına hızlı hızlı dokunuyordu. Her dokunuşta yüzlerinden mutluluk akıyordu.

Yanlarına yaklaştım, “Merhaba” dedim. Kadın gülümsedi, parmak uçlarındaki dokunuşlar biraz daha hızlandı. Adam bana doğru döndü, sağ elini benimle tokalaşmak için boşluğa uzattı. Kadın onun elini tuttu ve benim elime getirdi.

İşte o an anladım…

Adam görmüyor ve duymuyordu. Kadın ise duymuyor ve konuşamıyordu.

O birkaç saniyede içimde oluşan hüznü, onların yüzündeki mutluluğa sakladım. Gülümsedim ve yanlarından ayrıldım.

İş bittikten sonra eve döndüğümde uzun uzun düşündüm.

Bizler görüyoruz, duyuyoruz, konuşuyoruz, dokunuyoruz, tadıyoruz…

Hayatın bize verdiği bütün duyulara sahibiz. Peki neden çoğu zaman mutlu olmayı beceremiyoruz?

Oysa o iki insan, birbirlerini duymadan, görmeden, konuşmadan; yalnızca parmak uçlarıyla birbirlerine bir dünya kurmuşlardı.

Belki de aşkın dili gerçekten yoktur. Bazen bir bakışa bile ihtiyaç duymaz. Bazen iki parmak ucunun birbirine dokunması yeter…

İnsan mutlu olmayı biliyorsa, eksik sandığımız şeylerin hiçbirinin önemi kalmıyor.

Bu gece nereden geldiyse aklıma…

45 yıl sonra hâlâ o 5 numaralı masayı, o iki eli ve yüzlerindeki mutluluğu unutamamışım.

Tufan Akol
GAZETA LA 1905

Yorum Yap

error: Content is protected !!