
13 Eylül 1991… Aradan tam 35 yıl geçti.
Bazı insanlar vardır; yalnızca attıkları gollerle, kazandıkları kupalarla veya kırdıkları rekorlarla hatırlanmazlar. Onları asıl unutulmaz yapan, geride bıraktıkları insanlık izidir.
Metin Oktay işte böyle bir isimdi.
O bir Galatasaraylı efendiliğiydi.
Alçak gönüllülüğü, kibarlığı, sevecenliği, rakibine duyduğu saygı ve insanlara yaklaşımıyla futbolun yalnızca doksan dakikadan ibaret olmadığını gösterdi.
Sarı-kırmızılı forma onun üzerinde yalnızca bir forma değildi. Bir aidiyet, bir sevda, bir hayat biçimiydi.
Ona “Taçsız Kral” denildi. Çünkü onun krallığı başındaki taçtan değil, insanların gönlündeki yerinden geliyordu.
Metin Oktay yalnız Galatasaraylıların değildi. Fenerbahçelisi, Beşiktaşlısı, İzmirsporlusu; hangi renge gönül vermiş olursa olsun futbolu seven herkes ona saygı duydu. Çünkü o, rekabetin düşmanlık olmadığını bilen bir futbol insanıydı.
Bugün futbol dünyasında rakibe saygıyı, centilmenliği, tevazuyu ve kulübüne bağlılığı konuşuyorsak, dönüp Metin Oktay’a bakmak yeterlidir.
Attığı goller yıllar geçtikçe rakamlara dönüşebilir. Rekorlar bir gün kırılabilir. Ama karakterin rekoru kırılmaz.
Metin Oktay’ın Galatasaraylılığı da tam olarak buydu.
Kendi sözleriyle:
“Bence Galatasaraylılık; din gibi, mezhep gibi yerleşmiş, köklü bir inançtır.”
13 Eylül 1991’de aramızdan ayrıldı.
Bugün, vefatının 35. yılında, onu yalnızca büyük bir golcü olarak değil; Türk futbolunun yetiştirdiği en zarif, en saygın ve en sevilen isimlerden biri olarak rahmetle anıyoruz.
Taçsız Kral’ın tacı hiçbir zaman başında değildi.
O taç, milyonların gönlündeydi.
Rahmetle, saygıyla ve özlemle…
Tufan Akol – GAZETA LA 1905
Doğruya doğru, eğriye eğri.
BİZ BİZE YETERİZ.