GALATASARAY DÖNERİ

Galatasaray’da pilavın yeri başkadır…

Bugün adına Geleneksel Galatasaray Pilavı dediğimiz buluşmanın temeli 1934 yılında atıldı. Galatasaraylılar Cemiyeti’nin 30 Nisan 1934 tarihli toplantısında bütün Galatasaraylıların bir araya gelebileceği bir ziyafet düzenlenmesine karar verildi.

İlk yemekli toplantı 1 Haziran 1934 Cuma günü Galatasaray Lisesi’nde yapıldı. 1935’te menüye kuzu pilavı girdi; zaman içerisinde bu buluşma “Galatasaray Pilavı” adını aldı ve haziran ayının ilk pazar günü yapılan geleneksel buluşmaya dönüştü.

Yani Galatasaray’da pilav, karın doyurmaktan çok daha öteydi. Eski arkadaşları görmekti, mektebin kapısından yeniden girmekti, hatıraları tazelemekti.

Kısacası PİLAV BİR GELENEKTİ.

Döner kebabın tarihini burada uzun uzun anlatmaya gerek yok. Osmanlı’dan günümüze uzanan başlı başına bir mutfak kültürü…

Bizim meselemiz döner kebabın tarihi değil.

Bizim meselemiz GALATASARAY DÖNERİ…

Eskiden Galatasaray’ın toplantıları Galatasaray Lisesi’nde, Tevfik Fikret Salonu’nda veya Hasnun Galip’te yapılırdı.

Toplantı öncesi ve sonrasında Galatasaraylıların buluştuğu yerlerden biri de Çiçek Pasajı’ydı.

İnsanlar toplantıya yemek için değil; Galatasaray için gelirlerdi. Dinlemeye, konuşmaya, eleştirmeye, hesap sormaya, oy kullanmaya…

Kimsenin aklına, toplantıya gelen bir Galatasaraylıyı önüne konulan yemekle tarif etmek gelmezdi.

22 HAZİRAN 2013

Ünal Aysal’ın başkanlığı döneminde Galatasaray Lisesi’nde Olağanüstü Seçimli Genel Kurul yapıldı.

O gün bizim konumuz açısından dikkat çeken başka bir uygulama vardı:

Yemek servisi…

Dönemin basını, geçmiş uygulamalardan farklı olarak Galatasaray Lisesi bahçesinde yemek servisi yapıldığını özellikle yazdı.

Bugün ulaşabildiğimiz kayıtlar açısından, Genel Kurullardaki bu tür yemek servisinin başlangıcına ilişkin en güçlü tarih 22 Haziran 2013 olarak karşımıza çıkıyor.

Başlangıçta bir ikramdı.

Döner, pilav, salata…

Ne var bunda?

Hiçbir şey.

DÖNERİN SUÇU YOK!

28 Mart 2015 Mali Genel Kurulu’na gelindiğinde ise katılımcılar için 1.500 porsiyon yemek sipariş edilmişti.

Menüde pilav, döner, salata, baklava ve tavukgöğsü vardı.

Döner artık Genel Kurulların tanıdık görüntülerinden biri olmuştu.

2015’TE DURSUN ÖZBEK NE DİYORDU?

13 Mayıs 2015’te, başkanlık seçiminden hemen önce Divan Kurulu kürsüsüne çıkan Dursun Özbek şöyle diyordu:

“Galatasaray’ın şu andaki en büyük sıkıntısı ne malî, ne de idarîdir. Şu andaki en büyük sıkıntımız bölünmüşlüğümüzdür.”

Ardından da:

“Galatasaray’da taraf tutma, kutuplaşma olamaz, olmamalı.”

diyordu.

Altına imzamı atarım.

Ama şimdi insan sormadan edemiyor:

O gün “kutuplaşma olamaz” diyen Galatasaray’dan, bugün nasıl “Dursuncular ve diğerleri” noktasına geldik?

Başkanın yanında olanlar…

Başkana karşı olanlar…

Yönetimi destekleyenler…

Muhalifler…

Bir taraf “Dursuncu”, öteki taraf başka bir sıfatla anılır oldu.

Daha da vahimi, doğruları söylemekten geri durmayan ve yönetimlere muhalif görüş bildiren insanların zaman zaman etiketlenmesi, dışlanması, itibarsızlaştırılmaya çalışılması ve üzerlerinde baskı kurulması yönündeki eleştiriler giderek daha fazla duyulur oldu.

Muhalefet etmek düşmanlık değildir.

Eleştirmek ihanet değildir.

Yanlışa yanlış demek de Galatasaraylılığa aykırı değildir.

Tam tersine, Galatasaray’ın tarihinden gelen demokrasi kültürü; gerektiğinde kürsüye çıkıp doğruları söyleyebilmeyi gerektirir.

Başkanlar gelir, başkanlar gider.

Yönetimler gelir, yönetimler gider.

GALATASARAY KALIR.

Dursun Özbek’i destekleyen de Galatasaraylıdır, eleştiren de.

Bir yönetimin her yaptığını alkışlamak Galatasaraylılığın şartı olmadığı gibi, yapılan yanlışları eleştirmek de Galatasaray’a ihanet değildir.

2015’te söylenen söz doğruydu:

Galatasaray’da taraf tutma, kutuplaşma olmamalı.

O halde bugün de aynı ölçüyü kullanmak gerekir.

GALATASARAYLILAR VE “DÖNERCİLER!”

İşin bir başka üzücü tarafı da toplantılarda kullanılan dil…

Sabah erkenden gelip toplantının açılışında salondaki yerini alanlara:

“Galatasaraylılar…”

Döner servisinin başladığı saatlerde toplantıya gelen üyelere ise küçümseyici biçimde:

“Dönerciler…”

denilmeye başlandı.

İşte benim itirazım burada.

Bir dakika!

Kim karar veriyor buna?

Saat 09.00’da gelen Galatasaraylı da, saat 12.00’de gelen başka bir şey mi oluyor?

Bir insanın Galatasaraylılığı salona giriş saatiyle mi ölçülüyor?

Yoksa yediği bir tabak dönerle mi?

Bir Galatasaray Spor Kulübü üyesi toplantıya hangi saatte gelirse gelsin, Galatasaray Spor Kulübü üyesidir.

Kimsenin o insana:

“Sen Galatasaraylısın, sen dönercisin.”

diye sınıf biçmeye hakkı yoktur.

Hele bunu aşağılayıcı bir sıfata dönüştürmeye hiç hakkı yoktur.

13 SENELİK DÖNER NEREYE GELDİ?

2013’ten 2026’ya…

Tam 13 yıl.

Bir ikram olarak başlayan döner servisi, bugün yemeğin kendisinden çok üzerine yapılan yakıştırmalarla konuşulur hâle geldi.

Oysa Galatasaray’da yemek insanları ayırmak için değil, bir araya getirmek için vardı.

1934’ün Pilav Günü ruhuna bakın:

Bütün Galatasaraylılar bir araya gelsin.

2015’te Dursun Özbek:

“Galatasaray’da taraf tutma, kutuplaşma olamaz.”

Bugün ise:

“Dursuncular ve diğerleri…”

Bir başka yerde:

“Galatasaraylılar ve dönerciler…”

Bir başka yerde de doğru bildiğini söyleyen muhaliflerin üzerine gidildiği, seslerinin kısılmaya çalışıldığı yönünde tartışmalar…

Olmaz!

Yakışmaz!

Hele Galatasaray’a hiç yakışmaz.

DÖNER MASUMDUR

Benim derdim dönerle değil.

Döner yenir.

Pilav yenir.

Tatlı yenir.

Çay içilir.

İsteyen iki porsiyon da yer!

Bunların hiçbirinin Galatasaraylılıkla ilgisi yoktur.

Mesele, bir tabak dönerin zaman içerisinde bir üyeyi küçümseme aracına dönüştürülmesidir.

Mesele, Galatasaraylıların “bizden olanlar ve olmayanlar” diye ayrılmasıdır.

Mesele, farklı düşünenlerin susturulması veya itibarsızlaştırılması yönündeki anlayışın Galatasaray kültürüne yerleşmemesidir.

Çünkü Galatasaraylılık tabağa bakılarak ölçülmez.

Başkana yakınlıkla da ölçülmez.

Toplantıya kaçta geldiğinizle hiç ölçülmez.

Galatasaraylılık bir aidiyettir.

Bir kültürdür.

Bir terbiyedir.

Birbirine saygıdır.

1934 yılında o sofranın kurulmasının sebebi de buydu:

AYIRMAK DEĞİL, BİRLEŞTİRMEK.

Son sözüm açık:

DÖNER MASUMDUR.

Asıl sorgulanması gereken, döner üzerinden Galatasaray üyesine biçilen değerdir.

Birini “Galatasaraylı”, diğerini “dönerci”; birini “Dursuncu”, ötekini “karşı taraf” ilan ederek Galatasaraylılık ölçülmez.

Doğru bildiğini söyleyen insanları da ötekileştirerek Galatasaray büyümez.

Çünkü o kapıdan içeri giren herkesin ortak bir adı vardır:

GALATASARAYLI.

Doğruya doğru, eğriye eğri.

Tufan Akol – GAZETA LA 1905
www.gazetala1905.com

Sevgiyle Kalın.

Yorum Yap

error: Content is protected !!