ON PARA ETMEZ

Kasabanın yaşlı çınarının gölgesinde küçük bir dükkânı vardı Kadir Usta’nın. Eskimiş saatleri onarır, kırık dökük eşyalara yeniden hayat verirdi. Çoğu kişinin “On para etmez!” diyerek yüz çevirdiği şeylerde, onun gözü hâlâ bir kıymet bulurdu.

Bir gün dükkâna şık giyimli genç bir adam girdi. Adı Selim’di. Şehirde kazandığı parayla övünüyor, insanları da sahip olduklarıyla tartıyordu. Cebinden parlak zincirli bir cep saati çıkarıp tezgâha bıraktı.

“Çalışmıyor,” dedi. “Bir bak bakalım. Ama dikkatli ol, buna küçük bir servet ödedim. Her gün böyle kıymetli bir saat görmezsin.”

Kadir Usta gözlüğünün üzerinden delikanlıya baktı. Bir şey söylemeden saati eline aldı, kapağını açıp mekanizmasını inceledi. Sonra usulca tezgâha bıraktı.

“Evlat,” dedi, “bu saat on para etmez.”

Selim’in yüzü gerildi.

“Sen ne anlarsın! Şu kasasına, şu işlemelerine bak!”

Kadir Usta tartışmaya girmedi. Çekmecesinden, yüzeyi kararmış eski bir pusula çıkardı.

“Kasabanın öbür ucundaki sarrafa git. Önce saatini göster, sonra da bunu. Bakalım ne diyecek.”

Selim, ustaya yanıldığını kanıtlama hevesiyle dükkândan çıktı.

Sarraf, gösterişli saati dikkatle inceledi. Kapağını açtı, kasasına baktı ve başını iki yana salladı.

“Bunu sana kıymetli bir saat diye mi sattılar? Gümüş sandığın şey kaplama. Mekanizması da kalitesiz. Verdiğin paraya yazık olmuş.”

Selim’in söyleyecek sözü kalmadı. Cebindeki eski pusulayı çıkarıp uzattı.

Sarraf, pusulanın arkasındaki damgayı görünce büyütecine uzandı. Bir süre sessizce inceledi, ardından başını kaldırdı.

“Bu başka… Eski bir ustanın elinden çıkmış, nadir bir parça. Üstelik hâlâ çalışıyor. Satmayı düşünürsen ciddi bir alıcısı bulunur.”

Selim pusulayı alıp Kadir Usta’nın dükkânına döndü. Bu kez kapıdan girerken sesinde ne kibir vardı ne de meydan okuma.

“Haklıymışsın usta,” dedi. “Ben saatin parıltısına aldanmışım. Senin şu eski pusulana ise dönüp bakmazdım.”

Kadir Usta pusulayı eline aldı, avucunda bir süre tuttu.

“Ben buna yıllardır gözüm gibi bakarım,” dedi. “Senin saatin gösterişliydi ama zamanı söylemiyordu. Bu pusulanın yüzü kararmış, yine de yolunu kaybedene yön gösteriyor.”

Selim başını önüne eğdi.

“Galiba ben insanlara da böyle bakıyorum…”

Kadir Usta, pusulayı çekmecesine yerleştirip delikanlıya döndü.

“Öyleyse bugün yalnızca saatinin değerini öğrenmemişsin evlat.”

O gün Selim, dükkândan bozuk saatiyle çıktı. Ama insanları tarttığı ölçü artık eskisi gibi değildi.

Çünkü kıymet, insanın üzerinde taşıdıklarında değil; içinde taşıdıklarında ve hayata kattıklarında saklıydı.

Tufan Akol
GAZETA LA 1905

Yorum Yap

error: Content is protected !!