ARNAVUT KALDIRIMININ İFŞALARI

ARNAVUT KALDIRIMININ İFŞALARI

Yazar: Tufan Akol

Siz hiç sisli bir sonbahar gününde yağmurun yağdığını gördünüz mü?

O ince ince düşen damlaların, yılların tozunu hafızanızdan silip eski anıları gün yüzüne çıkardığına tanık oldunuz mu?

İşte ben o günü yaşadım.

Sislerin üstüne yağan yağmur, unutulduğunu sandığım hatıraları tek tek önüme serdi. Çocukluğumun sokakları, eski mahalleler, kaybettiklerim, kazandıklarım ve zamanın sessizce alıp götürdüğü insanlar birer birer gözlerimin önünden geçmeye başladı.

Tam o sırada kulağıma bir ses geldi.

“Haydi,” dedi, “yaş huzura doğru yol alırken gel şu Bücür’le iş birliği yap.”

Başımı kaldırdım. Sislerin arasından gelen o sesin sahibini göremedim ama söyledikleri içime işledi.

Sonra onu gördüm…

Boyu bir metre otuz sekiz santim kadar vardı. Büyük kulakları, patlak gözleri ve armut burnuyla yokuş aşağı uzanan Arnavut kaldırımlarının üzerinde dolaşıyordu. Bazen gökyüzüne bakıyor, yıldızlarla konuşuyor, bazen de eğilip kaldırım taşlarından birini kaldırıyordu.

Ne zaman bir taşı kaldırsa, altından bir hikâye çıkıyordu.

Kimi zaman 1950’li yılların sessiz sokakları…

Kimi zaman unutulmuş sevdalar…

Kimi zaman zamana karışmış umutlar…

Bücür anlatıyordu, ben dinliyordum.

Ben yazıyordum, taşlar konuşuyordu.

Yokuş aşağı uzanan Arnavut kaldırımlarının her taşı, yıllardır sakladığı bir sırrı fısıldıyordu bana. Kaldırılan her taşın altından bir başka zaman, bir başka hayat, bir başka hikâye doğuyordu.

Bu kitap; 1950’lerden günümüze uzanan hatıraların, yaşanmışlıkların, özlemlerin, sevinçlerin ve hüzünlerin izlerini taşıyan hikâyelerden oluşuyor.

Belki bu satırlarda kendi mahallenizi bulacaksınız.

Belki çoktan unuttuğunuzu sandığınız bir sesi yeniden duyacaksınız.

Belki de yıllardır üzerini örttüğünüz bir anı, bir Arnavut kaldırımı taşının altından çıkıp karşınıza oturacak.

Ve o zaman anlayacaksınız ki;

Bazı hikâyeler kitaplarda yazılmaz.

Bazı hikâyeler anlatılmaz.

Bazı hikâyeler yıllarca bir Arnavut kaldırımı taşının altında sessizce bekler.

Bücür onları bulur.

Ben kaleme alırım.

Siz de okursunuz…

Ama sanmayın ki hikâyeler bitti…

Daha kaldırılacak çok taş var.

Ben yazdıkça, Bücür kaldırdıkça, altlarından yeni hikâyeler çıkıyor.

Kimi zaman eski bir vapur düdüğü duyuluyor uzaklardan.

Kimi zaman bir mahalle kahvesinin önünde unutulmuş bir sohbet.

Kimi zaman Galatasaray’ın eski günleri…

Hasnun Galip Sokağı’nın taşlarına sinmiş hatıralar…

Beyoğlu’nun sisli akşamları…

Bir aşkın yarım kalmış cümlesi…

Bir dostluğun eskimeyen hatırası…

O kadar çok taş var ki…

Yaz yaz bitmiyor.

Belki bir sonbahar günü biter diye düşünüyorum.

Ama sonra Bücür yine geliyor.

Eğiliyor bir Arnavut kaldırımı taşına…

Kaldırıyor usulca…

Ve altından yeni bir hikâye çıkıyor.

Ben de yeniden kaleme sarılıyorum.

Çünkü hayat devam ediyor…

Hatıralar çoğalıyor…

Ve Arnavut kaldırımlarının dili hiç susmuyor…

Sevgilerimle

✍️ Tufan Akol
2 Haziran 2026

Yorum Yap

error: Content is protected !!