
Turan Yücel’in bugün Sözcü Gazetesi’ndeki köşesinde yayımlanan “Ne Vereyim Abime Sezonu” başlıklı yazısı, beni alıp geçmişte yaşadığım güzel günlere götürdü…
Takvimler 1960’ların sonunu, 70’lerin başını gösteriyordu. Rumeli Han ve çevresindeki tarihî yapılar, Beyoğlu’nun değişen ticari hayatına ayak uydurmuş; butiklere, mağazalara ve çeşitli işletmelere ev sahipliği yapmaya başlamıştı.
Sevdiğimiz ağabeyimiz, rahmetli Bülent Erkeskin de meşhur Hacı Abdullah Lokantası’nın bulunduğu yerde “Galeri Edip” adıyla mağazasını açmıştı.
Canım arkadaşım, namıdiğer Piç Adnan ile biz de onun yardımcı silahşorlarıydık… Bülent Ağabey mağazanın en güzel tişörtlerini, gömleklerini üzerimize giydirir; biz de Beyoğlu’nda turlar, gecelere dalar, adeta ayaklı manken gibi Galeri Edip’in reklamını yapardık.
Ertesi gün giydiklerimizi beğenirsek satın almamız için bize yüzde 50 indirim yapardı.
Ey gidi güzel günler…
Bazen üst katta ne alacağını bilmeyen 44 beden müşteriye, aynanın karşısında 46 bedeni yakıştırır; paketi de koltuğunun altına verip uğurlardık:
“Ne vereyim abime?”
Bakalım Turan Yücel bu cuma, “Ne Vereyim Abime Sezonu” başlıklı yazısında neler anlatmış?
Sabah kahvenizi yudumlarken aşağıdaki bağlantıya dokunun ve okumaya devam edin:
https://www.sozcu.com.tr/ne-vereyim-abime-sezonu-p355208
Tufan Akol
GAZETA LA 1905
www.gazetala1905.com
Sevgiyle Kalın.
Hesabını bilmeyen tüccar döner bilmem neresini avuclar hesabıyız yani.