
3 Ekim Açık Kürsü: Liseliler, Lisecilere karşı mı?
Galatasaray’ı konuşacaksak önce hakkını teslim edelim: Bu kulüp bir mektepten doğdu. Galatasaray Lisesi, tarihimizin bir süsü değil, temelidir. O temel sayesinde Galatasaray yalnızca maç kazanan bir takım olmadı; bir kültür, bir hafıza, bir duruş kazandı.
Benim Galatasaray Lisesi’yle bir hesabım yok. Hesabım, Galatasaray sevgisini bir aidiyet belgesine göre ölçen anlayışla.
Bugün dünya herkesin cebinde. Galatasaray’ın maçı İstanbul’da oynanırken İsveç’te, Almanya’da, Avustralya’da bir taraftarın kalbi aynı anda çarpıyor. İnsanlar formasını alıyor, tribüne gidiyor, çocuklarına bu sevgiyi anlatıyor. Kulübün başarısına seviniyor, yanlışlarına üzülüyor. Peki kulübün geleceği konuşulurken onların sesi nereye kadar ulaşıyor?
Kulübün 31 Mayıs 2026 tarihli verilerine göre 12.079 aktif üyesi var. 23 Mayıs’taki başkanlık seçiminde 2.079 üye oy kullandı; 1.780 oy geçerli sayıldı. Bu rakamları seçimi küçümsemek için yazmıyorum. Milyonların hayatında böylesine büyük yer tutan bir kulübün geleceği konuşulurken katılımı ve temsili nasıl güçlendireceğimizi sormak için yazıyorum.
Tüzüğe bakınca tartışmanın nereden doğduğu görülüyor. Galatasaray Lisesi’nde en az iki yıl okuyanların bulunduğu A grubuna sayısal sınır uygulanmıyor. Diğer grupların üyeliğe kabulünde ise farklı koşullar ve sayı sınırları var. Elbette her başvuranın üye olması gerektiğini söylemiyorum. Kulübün ilkeleri, üyelik sorumluluğu ve kabul ölçütleri olmalı. Fakat bu ölçütlerin adil olup olmadığını konuşmak da Galatasaraylıya yakışır.
Ülkelerde anayasalar değişiyor; dünya, ekonomi, iletişim biçimleri değişiyor. Galatasaray’da tüzüğün konuşulması neden bir cepheleşme sebebi olsun? Bir kuralı tartışmak, kulübün kuruluşuna karşı çıkmak değildir. Mektep geleneği, düşünceye kapı açtığı sürece güçlü kalır.
Geçmişte yönetim içindeki ayrışmaları gördük. Özhan Canaydın’ın 2006’daki yönetiminde Galatasaray Lisesi mezunu olmayan Adnan Polat önemli bir görev üstlendi; 2008’de kulübün başkanı seçildi. O yıllardaki her anlaşmazlığı “Liseli–Alaylı” ayrımına bağlamıyorum. Fakat yıllardır önümüzde duran soru şu: Galatasaray’da insana yaptığı işe göre mi bakıyoruz, hangi okuldan geldiğine göre mi?
Sonra ibra tartışmaları geldi. Adnan Polat yönetimi 2011’de mali açıdan ibra edildi, idari açıdan edilmedi. Mustafa Cengiz yönetimi hakkında 2019’da idari ibrasızlık kararı çıktı; bu karar daha sonra mahkemece iptal edildi. Burak Elmas yönetimi 2022’de mali açıdan ibra edilirken idari açıdan ibra edilmedi; aynı yönetim dönemi 2023 genel kurulunda idari ve mali açıdan ibra edildi.
Her olayın kendi şartları var. Hazırunun denetleme ve hesap sorma hakkına saygım da var. Ama şu soruyu sormadan geçemiyorum: Galatasaray’da birbirimizle uğraşmaya ayırdığımız enerjinin ne kadarını ortak geleceğimize ayırıyoruz?
Şimdi önümüzde 3 Ekim’de yapılacağı duyurulan bir Açık Kürsü var. Afişte borçlardan, yıllar içinde fedakârlıklarla oluşturulan mali varlıklardan, kulüp geleneklerinden ve yönetim anlayışından söz ediliyor. “Top çizgiyi geçiyor. Peki, ne pahasına?” diye soruluyor. Bu sorunun sorulmasını değerli buluyorum.
Ben de o kürsü öncesinde kendi sorumu soruyorum:
Liseliler, Lisecilere karşı mı?
“Liseli” derken Galatasaray Lisesi’nden yetişmiş, mektebin değerlerine bağlı insanı kastediyorum. “Liseci” derken ise mektep sevgisini başkalarının sözünü kısmak için kullanan anlayışı. Her Lise mezununu aynı görüşte saymam. Her Lise dışından geleni de değişimin temsilcisi ilan etmem. İnsanlara etiketlerinden önce ne söylediklerine, ne yaptıklarına bakarım.
3 Ekim’de hangi üyelerin kürsüye çıkacağını, hangi görüşlerin dile getirileceğini henüz bilmiyoruz. Benim dileğim, orada yalnızca yönetimin eleştirilmesi değil, herkesin kendine de soru sormasıdır. Borçların hesabı sorulsun. Harcamalar, mali varlıklar ve kararlar açıkça konuşulsun. Üyelik ve temsil meselesi de aynı açıklıkla masaya gelsin.
Çünkü Galatasaray’ın tek kurtuluşu borcunu ödemek değildir. Borç ödenir, yeni gelir bulunur, tesis yapılır. Peki birbirine güvenmeyen bir camia nasıl onarılır? Birlik ve beraberlik yalnızca seçim konuşmalarında hatırlanırsa, bilançodaki iyileşme tek başına huzur getirmez.
Bu birlik, Liseliyle Lise dışından gelenin, üyeyle taraftarın birbirini dinlemesiyle kurulur. Para getiren kişiye hesap sorulmalı; geleneği koruduğunu söyleyen kişiye de. Ne para tek başına söz hakkının ölçüsü olabilir ne diploma Galatasaray sevgisinin.
Ben kulüp üyesi değilim. Galatasaray Sportif A.Ş.’de hisse sahibi olmam da bana kulüp genel kurulunda oy hakkı vermiyor. Bu farkı biliyorum. Yine de bu kulübü seven bir insan olarak soru sorma hakkımı kimseye bırakmam.
Galatasaray’ın mektebi köküdür; milyonlarca taraftarı yaşayan gövdesidir. Kökü korumak için gövdeyi görmezden gelemeyiz. Gövdeyi büyütmek için de kökü kesemeyiz.
Kulüp satılsa, takım üçüncü kümeye düşse bile Galatasaray taraftarı sevdasının yanında durur. Ben buna inanıyorum. Peki kulübün yarınları hakkında karar veren hazırun, Galatasaray en zor gününü yaşadığında aynı birlik ve beraberlikle yanında durabilecek mi?
3 Ekim’de Açık Kürsü’den çıkmasını umduğum ses, bir grubun diğerine üstünlük ilanı değil; bu sorulara verilecek dürüst cevaptır.
Kimseye düşmanlığım yok. Benim istediğim ayrıcalık değil, hakkaniyet. Galatasaray sevgisinin içinde ayrımcılığa da kişisel menfaate de yer olmamalı.
Doğruya doğru, eğriye eğri.
Tufan Akol – GAZETA LA 1905