ŞİMDİ KAVUK KİMDE?

Bilen bilir, bilmeyen de araştırır…

Beyoğlu Mis Sokağı’nda, sevgili baterist İrfan ağabeyciğimin “Müzisyenler Kahvehanesi” vardı. Biz Hilton çalışanları da iş çıkışında oraya gider; oyun oynar, sohbet eder, günün yorgunluğunu atardık.

Kahvehanenin müdavimlerinden biri de sohbet etmek için yaratılmış “Sülün Osman”dı…

Biz gençler onunla konuşmaktan büyük zevk alırdık. Yaptıklarını anlatmaya başladığında gözümüzde büyütür, ağzımız açık dinlerdik.

Şöyle derdi:

“Bana gelen enayilerin hepsi aslında beni dolandırmaya gelirdi. Kendileri dolandırılınca da ‘Mağduruz!’ diyerek şikâyet eder, kendilerini temize çıkarmaya çalışırlardı. Ben de bu uyanıkları yuvarlardım…”

Gelin, geçmişe dönelim ve şu meşhur Sülün Osman kimmiş, birlikte bakalım…

OSMAN ZİYA SÜLÜN

1923 yılında İstanbul’da doğdu. Adını duyurduğu ilk “işini” 1948 yılında, Fatih’te yeni kiraladığı evin sahibini dolandırarak yaptığı anlatılır.

1950’li ve 60’lı yıllarda tramvayları, Galata Kulesi’ni, kent meydanlarındaki saatleri, Şehir Hatları vapurlarını ve çeşitli kamu mallarını saf vatandaşlara “satarak” ya da “kiralayarak” ün kazandı.

Hatta Galata Köprüsü’nü satmaya çalışırken yakalandığı rivayet edilir.

Onun hikâyeleri Türk sinemasına, özellikle de Kemal Sunal filmlerindeki unutulmaz dolandırıcılık sahnelerine ilham verdi. 20 Nisan 1962’de cezaevindeyken “Alınteri ile Yaşamak” konulu bir konferans verdiği bile söylenir.

Hayatı ve yaptıkları birçok filme konu olan Sülün Osman’ın, bir kitabındaki sözün manevi duygularını rencide ettiği gerekçesiyle Aziz Nesin’e dava açması da tarihin en büyük ironilerinden biridir.

Ölümü hakkında kesin bilgiler bulunmasa da 1984 yılında Beyoğlu’nda sürekli kaldığı bir otelde kalp krizi geçirdiği, üzerinde kimlik bulunmadığı için kimsesizler mezarlığına defnedildiği anlatılır.

KAVUK EL DEĞİŞTİRDİ!

Sülün Osman artık yok…

Fakat onun kavuğunu takmaya hevesli olanların sayısı hiç azalmadı!

Eskiden Galata Köprüsü’nü, tramvayı ve şehir saatlerini satarlardı. Bugün ise makam, üyelik, nüfuz, dostluk, itibar ve başkasının üzerinden sağlanacak menfaat satılıyor.

“Benim içeride tanıdıklarım var…”

“Senin işini bir haftada hallederiz…”

“Önce şu masrafları karşılayın…”

“Bizim camiada sözümüz geçer…”

Kelimeler değişiyor fakat kurulan tezgâh değişmiyor!

Dün köprü satılıyordu, bugün umut satılıyor.
Dün tramvay kiralanıyordu, bugün makam ve nüfuz pazarlanıyor.
Dün sokakta tezgâh kuruluyordu, bugün derneklerde, kulüplerde ve sosyal medyada kuruluyor.

Üstelik günümüzün Sülün Osmanları artık yalnız çalışmıyor. Yanlarında onları parlatanlar, tanıtanlar, referans olanlar ve av bulmalarına yardımcı olanlar da bulunuyor.

İş tersine dönünce de aynı eski hikâye başlıyor:

“Mağdur olan biziz!”

Sülün Osman hiç olmazsa yaptığı işi saklamadan anlatırdı. Bugünküler ise kendilerine “iş insanı”, “kanaat önderi”, “danışman” ya da “camiada etkili kişi” süsü veriyor.

Demek ki Sülün Osman gitmiş ama kavuk ortada kalmış…

ŞİMDİ SORUYORUM: KAVUK KİMDE?

Maziden günümüze…

Tufan Akol
GAZETA LA 1905
www.gazetala1905.com

Bir Yorum

Yorum Yap

error: Content is protected !!