TEVFİK FİKRET

BATI’YA AÇILAN PENCERE

TEVFİK FİKRET

Galatasaray tarihini anlatırken yalnızca binalardan, tarihlerden ve başarılardan söz etmek eksik kalır. Çünkü bazı insanlar vardır; görev yaptıkları kurumlara yalnızca hizmet etmez, ruhlarından da bir parça bırakırlar.

İşte Tevfik Fikret, Galatasaray’a ruhunu bırakan en büyük eğitimcilerden biridir.

24 Aralık 1867’de İstanbul’da dünyaya gelen Tevfik Fikret’in çocukluğu acılarla geçti. Henüz 12 yaşındayken annesini kolera salgınında kaybetti. Küçük yaşta yaşadığı bu büyük acı, onun duyarlı, sorgulayan ve vicdan sahibi kişiliğinin şekillenmesinde önemli rol oynadı.

Ortaöğrenimine Mahmudiye Rüştiyesi’nde başladıktan sonra Galatasaray Mekteb-i Sultanîsi’ne girmesi, hayatının dönüm noktalarından biri oldu.

Burada Muallim Naci, Recaizâde Mahmut Ekrem ve Muallim Feyzi gibi dönemin seçkin eğitimcilerinden ders aldı. Fransızca öğrendi, Batı edebiyatını tanıdı ve şiire yöneldi. Daha öğrencilik yıllarında yazdığı şiirlerle dikkat çekmeye başladı.

Ancak Tevfik Fikret yalnızca büyük bir şair değildi.

O; aynı zamanda iyi bir ressam, güçlü bir eğitimci ve düşüncelerini korkmadan dile getiren gerçek bir aydındı.

Cenap Şahabettin’in onun için söylediği;

“Kalbi şair, eli ressam.”

sözü, kişiliğini belki de en güzel biçimde anlatmaktadır.

1888 yılında Galatasaray Sultanîsi’ni birincilikle bitirdikten sonra çeşitli devlet görevlerinde bulundu. Fakat makam ve maaş hiçbir zaman onun önceliği olmadı.

Hak etmediğini düşündüğü maaşı kabul etmedi.

Yanlış gördüğü uygulamalara sessiz kalmadı.

İnandığı değerlerden taviz vermedi.

Bu nedenle bazı görevlerinden kendi isteğiyle ayrıldı. Çünkü Tevfik Fikret’in karakterinde koltuğa tutunmak değil, doğruların yanında durmak vardı.

1894 yılında yeniden Galatasaray Sultanîsi’ne öğretmen olarak döndü. Gençlere yalnızca Türkçe öğretmedi; düşünmeyi, sorgulamayı ve özgür bir birey olmayı da öğretmeye çalıştı.

1896 yılında Servet-i Fünûn dergisinin başına geçti. Onun yönetiminde dergi, Türk edebiyatının en önemli yayınlarından biri hâline geldi. Aynı yıllarda Robert Kolej’de de uzun süre Türkçe dersleri verdi.

1900 yılında yayımlanan Rübâb-ı Şikeste, Türk şiirinin önemli kilometre taşlarından biri oldu.

Ancak düşüncelerini özgürce ifade etmesi, dönemin yöneticilerini rahatsız etti. Servet-i Fünûn üzerindeki baskılar arttı. Fikret, zamanla kendisini Rumelihisarı’nda planlarını bizzat çizdiği Aşiyan’a çekti.

Bugün Aşiyan’a baktığımızda yalnızca bir köşk görmeyiz.

Orada bir şairin yalnızlığını, bir eğitimcinin ideallerini ve bir aydının sessiz mücadelesini görürüz.

1909 yılında dostlarının ısrarıyla Galatasaray Sultanîsi’nin müdürlüğünü kabul etti.

O günlerde okul oldukça zor durumdaydı.

Tevfik Fikret kısa sürede eğitim düzenini yeniden kurdu. Okulu çağdaş bir yapıya kavuşturdu. Sanata, yabancı dillere ve bilime verdiği önemle Galatasaray’ın vizyonunu değiştirdi.

Onun hayalindeki Galatasaray;

Ezberleyen değil, düşünen…

Boyun eğen değil, sorgulayan…

Korkan değil, üreten gençler yetiştiren bir okuldu.

Ne yazık ki yaptığı yenilikler bazı çevreleri rahatsız etti. Hakkında dedikodular çıkarıldı, baskılar arttı.

Tevfik Fikret yine bildiği yolu seçti.

Koltuğa tutunmadı.

1910 yılında görevinden ayrıldı.

Çünkü onun için makamlar gelip geçiciydi.

Asıl kalıcı olan, fikirlerdi.

Yıllardır mücadele ettiği romatizma hastalığına daha sonra şeker hastalığı da eklendi. 19 Ağustos 1915’te, henüz 47 yaşındayken hayata gözlerini yumdu.

Kısa bir ömür yaşadı; fakat arkasında asırlarca yaşayacak düşünceler bıraktı.

Aradan yıllar geçti.

Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’i kurarken eğitimde aklı, bilimi, çağdaşlığı ve özgür düşünceyi esas alan büyük devrimleri hayata geçirdi.

Tevfik Fikret’in yıllar önce savunduğu eğitim anlayışı, Cumhuriyet’in aydınlanma yolculuğunda karşılığını buldu.

Atatürk’ün hedef gösterdiği “muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkma” ideali ile Tevfik Fikret’in Galatasaray’da yeşertmeye çalıştığı çağdaş eğitim anlayışı aynı istikamete yürüyordu.

Biri kalemiyle yol açtı…

Diğeri o yolu bir milletin kaderine dönüştürdü.

Bugün Galatasaray denildiğinde akla yalnızca başarılar, kupalar ve zaferler gelmiyorsa…

Bilim, kültür, sanat ve çağdaşlık da geliyorsa…

Bunda Tevfik Fikret’in emeği çok büyüktür.

Benim gözümde Tevfik Fikret yalnızca büyük bir şair değildir.

O, Galatasaray’ın Batı’ya açılan penceresidir.

Ve inanıyorum ki…

Galatasaray’ın yetiştirdiği her nesilde onun fikirlerinden bir iz; Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlık devrimlerinden de bir ışık vardır.

İşte bu yüzden Galatasaray yalnızca bir okul değildir.

Galatasaray, köklü geçmişten Cumhuriyet’e uzanan çağdaş düşüncenin en güçlü köprülerinden biridir.

Ruhu şad olsun…

Sevgiyle Kalın.

Tufan Akol
GAZETA LA 1905

Yorum Yap