TARİHİMİZ

Değerli Galatasaraylılar,
Galatasaray tarihi; yalnızca 1905 yılında başlayan bir spor kulübünün hikâyesi değildir. Bu tarih; Gül Baba’nın manevi mirası, Galatasaray Mekteb-i Sultânî’nin eğitim anlayışı, Tevfik Fikret’in aydınlık düşünceleri ve Ali Sami Yen ile arkadaşlarının yaktığı meşalenin nesilden nesile taşınan öyküsüdür.

Bu sayfa; Galatasaray’ın köklü geçmişini, belgeler, fotoğraflar, araştırmalar ve güvenilir kaynaklarla gelecek nesillere aktarmak amacıyla hazırlanmıştır.

Kuruluştan günümüze uzanan bu büyük mirası; efsane isimleri, unutulmaz maçları, tarihi başarıları ve bilinmeyen yönleriyle birlikte burada bulacaksınız.

Bu bölüm, yeni belge ve araştırmalarla sürekli güncellenecek yaşayan bir Galatasaray arşivi olacaktır.

Sevgiyle Kalın…

Tufan Akol
Kurucu – GAZETA LA 1905

Aşağıdaki başlıklara tıklayarak Galatasaray tarihinin özel sayfalarına ulaşabilirsiniz.
👇


ULU ÖNDERİMİZ
GÜL BABA
TEVFİK FİKRET
ALİ SAMİ YEN

HASNUN GALİP
BAŞKANLARIMIZ

ULU ÖNDERİMİZ

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük devlet adamı, eşsiz komutan ve çağdaş Türkiye’nin mimarı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca bir milletin kaderini değiştiren lider değil; fikirleriyle bugün de yolumuzu aydınlatan ölümsüz bir önderdir.

Galatasaray, kurulduğu günden bu yana aklı, bilimi, çağdaş eğitimi, sporu ve özgür düşünceyi temel alan bir anlayışı benimsemiştir. Bu değerler, Atatürk’ün bizlere emanet ettiği Cumhuriyet’in temel ilkeleriyle aynı ruhu taşımaktadır.

Atatürk’ün spora bakışını özetleyen şu sözü, yalnızca sporcular için değil, hayatın her alanı için bir rehber niteliğindedir:

“Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.”

Bu nedenle GAZETA LA 1905 olarak TARİHİMİZ bölümünü, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e saygıyla açmayı bir görev bildik.

O’nun “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” sözü, “Yurtta sulh, cihanda sulh.” ilkesi ve “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.” anlayışı; yalnızca birer vecize değil, bugün de yolumuzu aydınlatan evrensel değerlerdir.

Bugün bizlere düşen görev; Atatürk’ü sadece anmak değil, fikirlerini anlamak, Cumhuriyet’e sahip çıkmak ve gelecek nesillere aynı bilinçle aktarmaktır.

Aziz hatırası önünde saygı, minnet ve özlemle eğiliyoruz.

Ne mutlu Türk’üm diyene! 🇹🇷

Tufan Akol
GAZETA LA 1905

GÜL BABA

GÜL BABA’DAN GALATASARAY’A UZANAN YOLCULUK

Her büyük çınarın toprağın derinliklerine uzanan güçlü kökleri vardır.

Galatasaray’ın hikâyesi de yalnızca 1905 yılında başlayan bir futbol serüveni değildir. Bu büyük çınarın kökleri, Osmanlı’nın ilim ve devlet geleneğine uzanan asırlık bir geçmişe dayanır.

Rivayete göre Sultan II. Bayezid, bir kış günü Galata sırtlarında avlanırken bakımlı, yemyeşil bir bahçenin içinde mütevazı bir kulübeye rastlar. O kulübede yaşayan Gül Baba’nın bahçesine gösterdiği özen padişahı öylesine etkiler ki, dileğini sorar. Gül Baba ise ne servet ister ne de makam… Tek arzusu, bu topraklarda insanların ilim öğrenebileceği bir mektep ile şifa bulabilecekleri bir darüşşifa kurulmasıdır.

İşte anlatılan bu güzel hikâye, Galata Sarayı’nın doğuşunu simgeler.

Tarihî kayıtlara göre ise Sultan II. Bayezid, 1481 yılında Galata Sarayı Hümâyun Mektebi’ni kurarak Osmanlı’nın en önemli eğitim kurumlarından birinin temelini atmıştır. Enderun’a devlet adamları yetiştiren bu mektep, yalnızca bir okul değil; ilmin, disiplinin ve devlet terbiyesinin yuvası olmuştur.

Asırlar boyunca farklı dönemlerden geçen Galata Sarayı; zaman zaman kapanmış, yeniden açılmış, farklı görevler üstlenmiş ama hiçbir zaman önemini kaybetmemiştir.

1868 yılında Sultan Abdülaziz döneminde Mekteb-i Sultanî adıyla yeniden hayat bulan okul, Osmanlı’nın Batı’ya açılan en önemli eğitim kapılarından biri hâline geldi. Fransız eğitim sistemi örnek alınırken, farklı din ve kültürlerden öğrenciler aynı çatı altında eğitim gördü. Bu anlayış, Galatasaray’ın bugün de gurur duyduğu hoşgörü ve çağdaşlık ruhunun temel taşlarından biri oldu.

1908 yılında büyük şair ve eğitimci Tevfik Fikret’in müdürlüğü döneminde gerçekleştirilen yenilikler ise kuruma yeni bir vizyon kazandırdı. Eğitim çağın gereklerine göre yeniden düzenlenirken, sanat ve yabancı dil eğitimine verilen önem Galatasaray’ı yalnızca bir okul değil, gerçek anlamda bir kültür merkezi hâline getirdi.

Cumhuriyet’in ilanından sonra ise kurum, 1927 yılında Galatasaray Lisesi adını alarak yeni Türkiye’nin çağdaş eğitim anlayışına uygun şekilde yoluna devam etti. Türkçe eğitim güçlendirilirken, yıllar içinde kız öğrencilerin kabulü, Anadolu Lisesi statüsü ve nihayet Galatasaray Üniversitesi’nin kurulmasıyla bu büyük eğitim ailesi daha da büyüdü.

Bugün milyonlarca insanın gönlünde taht kuran Galatasaray Spor Kulübü’nün ruhunu anlayabilmek için önce bu köklü geçmişi bilmek gerekir.

Çünkü Galatasaray’ın temeli yalnızca kupalarla değil;

İlimle…
Kültürle…
Eğitimle…
Çağdaşlıkla…
Vatan sevgisiyle… atılmıştır.

Bu nedenle ben, Galatasaray tarihini anlatmaya 1905’ten değil, Gül Baba’nın bahçesinden başlamayı doğru buluyorum.

Bu vesileyle, gençlik dostum, Gül Baba Mirası Koruma Vakfı Başkanı Sayın Adnan Polat’a, gerek Macaristan’daki Gül Baba Türbesi’nin yaşatılması gerekse Gül Baba Parkı için yıllardır verdiği emek ve gösterdiği hassasiyet dolayısıyla şahsım adına teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.

Çünkü geçmişine sahip çıkanlar, geleceğine de sahip çıkar.

Kökünü tanımayan, gölgesinin kıymetini bilemez.

Sevgiyle Kalın.

Tufan Akol
GAZETA LA 1905 💛❤️

TEVFIK FİKRET

BATI’YA AÇILAN PENCERE

TEVFİK FİKRET

Galatasaray tarihini anlatırken yalnızca binalardan, tarihlerden ve başarılardan söz etmek eksik kalır. Çünkü bazı insanlar vardır; görev yaptıkları kurumlara yalnızca hizmet etmez, ruhlarından da bir parça bırakırlar.

İşte Tevfik Fikret, Galatasaray’a ruhunu bırakan en büyük eğitimcilerden biridir.

24 Aralık 1867’de İstanbul’da dünyaya gelen Tevfik Fikret’in çocukluğu acılarla geçti. Henüz 12 yaşındayken annesini kolera salgınında kaybetti. Küçük yaşta yaşadığı bu büyük acı, onun duyarlı, sorgulayan ve vicdan sahibi kişiliğinin şekillenmesinde önemli rol oynadı.

Ortaöğrenimine Mahmudiye Rüştiyesi’nde başladıktan sonra Galatasaray Mekteb-i Sultanîsi’ne girmesi, hayatının dönüm noktalarından biri oldu.

Burada Muallim Naci, Recaizâde Mahmut Ekrem ve Muallim Feyzi gibi dönemin seçkin eğitimcilerinden ders aldı. Fransızca öğrendi, Batı edebiyatını tanıdı ve şiire yöneldi. Daha öğrencilik yıllarında yazdığı şiirlerle dikkat çekmeye başladı.

Ancak Tevfik Fikret yalnızca büyük bir şair değildi.

O; aynı zamanda iyi bir ressam, güçlü bir eğitimci ve düşüncelerini korkmadan dile getiren gerçek bir aydındı.

Cenap Şahabettin’in onun için söylediği;

“Kalbi şair, eli ressam.”

sözü, kişiliğini belki de en güzel biçimde anlatmaktadır.

1888 yılında Galatasaray Sultanîsi’ni birincilikle bitirdikten sonra çeşitli devlet görevlerinde bulundu. Fakat makam ve maaş hiçbir zaman onun önceliği olmadı.

Hak etmediğini düşündüğü maaşı kabul etmedi.

Yanlış gördüğü uygulamalara sessiz kalmadı.

İnandığı değerlerden taviz vermedi.

Bu nedenle bazı görevlerinden kendi isteğiyle ayrıldı. Çünkü Tevfik Fikret’in karakterinde koltuğa tutunmak değil, doğruların yanında durmak vardı.

1894 yılında yeniden Galatasaray Sultanîsi’ne öğretmen olarak döndü. Gençlere yalnızca Türkçe öğretmedi; düşünmeyi, sorgulamayı ve özgür bir birey olmayı da öğretmeye çalıştı.

1896 yılında Servet-i Fünûn dergisinin başına geçti. Onun yönetiminde dergi, Türk edebiyatının en önemli yayınlarından biri hâline geldi. Aynı yıllarda Robert Kolej’de de uzun süre Türkçe dersleri verdi.

1900 yılında yayımlanan Rübâb-ı Şikeste, Türk şiirinin önemli kilometre taşlarından biri oldu.

Ancak düşüncelerini özgürce ifade etmesi, dönemin yöneticilerini rahatsız etti. Servet-i Fünûn üzerindeki baskılar arttı. Fikret, zamanla kendisini Rumelihisarı’nda planlarını bizzat çizdiği Aşiyan’a çekti.

Bugün Aşiyan’a baktığımızda yalnızca bir köşk görmeyiz.

Orada bir şairin yalnızlığını, bir eğitimcinin ideallerini ve bir aydının sessiz mücadelesini görürüz.

1909 yılında dostlarının ısrarıyla Galatasaray Sultanîsi’nin müdürlüğünü kabul etti.

O günlerde okul oldukça zor durumdaydı.

Tevfik Fikret kısa sürede eğitim düzenini yeniden kurdu. Okulu çağdaş bir yapıya kavuşturdu. Sanata, yabancı dillere ve bilime verdiği önemle Galatasaray’ın vizyonunu değiştirdi.

Onun hayalindeki Galatasaray;

Ezberleyen değil, düşünen…

Boyun eğen değil, sorgulayan…

Korkan değil, üreten gençler yetiştiren bir okuldu.

Ne yazık ki yaptığı yenilikler bazı çevreleri rahatsız etti. Hakkında dedikodular çıkarıldı, baskılar arttı.

Tevfik Fikret yine bildiği yolu seçti.

Koltuğa tutunmadı.

1910 yılında görevinden ayrıldı.

Çünkü onun için makamlar gelip geçiciydi.

Asıl kalıcı olan, fikirlerdi.

Yıllardır mücadele ettiği romatizma hastalığına daha sonra şeker hastalığı da eklendi. 19 Ağustos 1915’te, henüz 47 yaşındayken hayata gözlerini yumdu.

Kısa bir ömür yaşadı; fakat arkasında asırlarca yaşayacak düşünceler bıraktı.

Aradan yıllar geçti.

Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’i kurarken eğitimde aklı, bilimi, çağdaşlığı ve özgür düşünceyi esas alan büyük devrimleri hayata geçirdi.

Tevfik Fikret’in yıllar önce savunduğu eğitim anlayışı, Cumhuriyet’in aydınlanma yolculuğunda karşılığını buldu.

Atatürk’ün hedef gösterdiği “muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkma” ideali ile Tevfik Fikret’in Galatasaray’da yeşertmeye çalıştığı çağdaş eğitim anlayışı aynı istikamete yürüyordu.

Biri kalemiyle yol açtı…

Diğeri o yolu bir milletin kaderine dönüştürdü.

Bugün Galatasaray denildiğinde akla yalnızca başarılar, kupalar ve zaferler gelmiyorsa…

Bilim, kültür, sanat ve çağdaşlık da geliyorsa…

Bunda Tevfik Fikret’in emeği çok büyüktür.

Benim gözümde Tevfik Fikret yalnızca büyük bir şair değildir.

O, Galatasaray’ın Batı’ya açılan penceresidir.

Ve inanıyorum ki…

Galatasaray’ın yetiştirdiği her nesilde onun fikirlerinden bir iz; Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlık devrimlerinden de bir ışık vardır.

İşte bu yüzden Galatasaray yalnızca bir okul değildir.

Galatasaray, köklü geçmişten Cumhuriyet’e uzanan çağdaş düşüncenin en güçlü köprülerinden biridir.

Ruhu şad olsun…

Sevgiyle Kalın.

Tufan Akol
GAZETA LA 1905

ALİ SAMİ YEN

ALİ SAMİ YEN’İN KALEMİNDEN GALATASARAYLILIK

Bir Kulüpten Çok Daha Fazlasını İnşa Eden Adam

Bazı insanlar bir takım kurar…

Bazıları ise bir neslin karakterini şekillendirir.

Ali Sami Yen, yalnızca Galatasaray Spor Kulübü’nün kurucusu ve ilk başkanı değil; Türk spor tarihinin yönünü değiştiren, bir kulüpten çok daha büyük bir miras bırakan öncü isimlerden biridir.

Onu anlayabilmek için, yetiştiği Galata Sarayı kültürünü de bilmek gerekir. Kökleri Sultan II. Bayezid döneminde kurulan Galata Sarayı Hümâyun Mektebi’ne uzanan bu büyük eğitim geleneği, yüzyıllar sonra Ali Sami Yen ve arkadaşlarının Galatasaray Spor Kulübü’nü kurmasına ilham vermiştir.

1886 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Ali Sami Yen, büyük dilbilimci ve yazar Şemseddin Sami’nin oğluydu. Aldığı kültür ve eğitim, onu yalnızca iyi bir sporcu değil, aynı zamanda güçlü bir fikir adamı hâline getirdi.

1905 yılında Galatasaray Mekteb-i Sultanîsi’nde arkadaşlarıyla birlikte attığı ilk adım, bugün milyonlarca insanın ortak tutkusu olan Galatasaray’ın doğuşu oldu. Kulübün ilk başkanı ve 1 numaralı sicil üyesi olarak tarihe geçti.

Ali Sami Yen’in hedefi yalnızca maç kazanmak değildi. O, Türk gençliğinin çağdaş, ahlaklı ve mücadeleci bireyler olarak yetişmesini istiyordu. Bu anlayışı şu sözlerle özetledi:

“Maksadımız İngilizler gibi toplu hâlde oynamak, bir renge ve bir isme sahip olmak ve Türk olmayan takımları yenmektir.”

Bu sözler yalnızca bir futbol takımının hedefini değil; millî bir duruşu, özgüveni ve birlikte mücadele etme ruhunu anlatıyordu.

1905-1918 ve 1925 yıllarında olmak üzere toplam 14 yıl Galatasaray Başkanlığı yaptı.

Ancak hizmetleri bununla sınırlı kalmadı.

1923 yılında Türkiye A Millî Futbol Takımı’nın tarihindeki ilk maçta teknik direktör olarak ay-yıldızlı ekibimizin başında sahaya çıkan isim yine Ali Sami Yen’di.

Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı Başkanlığı ve Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi Başkanlığı görevlerini üstlenerek Türk sporunun kurumsallaşmasına büyük katkılar sağladı.

Ülkemizin ilk spor müzesini kurdu, ilk spor ve futbol kitaplarını kaleme aldı. Kısacası yalnızca Galatasaray’ın değil, Türk sporunun da öncülerinden biri oldu.

GALATASARAYLILIK BİR RUHTUR

Galatasaray’ın yalnızca okuldan yetişenlere mi ait olduğu, yoksa dışarıdan gelenlerin de aynı aidiyeti taşıyıp taşıyamayacağı tartışması daha kulübün ilk yıllarında gündeme gelmişti.

Ali Sami Yen bu tartışmaya yıllar önce şu unutulmaz sözlerle noktayı koymuştu:

“Ferde, aileye ve cemiyete karşı bağlılık ömür boyunca devam eder. Galatasaraylılığımızın büyük bir aile olduğuna inanıyoruz. Mektep çağının bütün güzel duygularının mahsulü olan bu his, bizim için ne olgunluğumuzda ne de çökme devrimizde tükenmez, gevşemez.”

Ve ardından Galatasaraylılığın belki de en güzel tarifini yaptı:

“Bu cevher o kadar kuvvetlidir ki aynı mektepte feyiz almayanlar bile bize bir müddet katıldıktan sonra bizim kadar Galatasaraylı olurlar.”

İşte Galatasaray’ın büyüklüğü de burada yatmaktadır.

Galatasaraylılık yalnızca bir okuldan mezun olmak değildir.

Galatasaraylılık; aynı değerlere inanmak, aynı kültürü paylaşmak, iyi günde de kötü günde de kulübünün yanında durabilmektir.

KURULUŞUN İLK GÜNLERİ

Ali Sami Yen, kulübün kuruluşunu kendi kaleminden şöyle anlatıyordu:

“Kulübümüzü tesis ettirme fikrinden ilk defa en yakın arkadaşlarımdan Emin Bülent ile bahsetmiştim. O da buna büyük şevkle katıldı. Daha sonra Asım Tevfik de aramıza katıldı. Grubumuz genişledi ve o zamanlar çok mütevazı bir iş olan cemiyet tesisi tamamlandı.”

Kurucu üyelerin sicil numaraları belirlenirken Asım Tevfik’e 2, Emin Bülent’e ise 3 numara verilmişti.

Yıllar sonra bu numaralandırma, Galatasaray tarihinin en anlamlı hatıralarından birine dönüşecekti.

“RUHUM HEPİNİZDEN DAVACIDIR”

Ömrünün son günlerini yaşayan Emin Bülent Serdaroğlu, Ali Sami Yen’i yanına çağırarak şu sözleri söyledi:

“Ali Sami… Benim hakkımı yediniz. İki numaralı Galatasaraylı benim. Arkadaşlarına söyle… Hakkımı vermezlerse ruhum hepinizden davacıdır.”

Bu sözler Ali Sami Yen’i derinden etkiledi.

Konu Galatasaray Kongresi’ne taşındı ve son derece anlamlı bir karar alındı.

Emin Bülent ile Asım Tevfik birlikte 2 numaralı kurucu üye kabul edildi.

3 numaralı sicil ise hiçbir zaman kimseye verilmedi.

Belki de bugün milyonlarca Galatasaraylı, o görünmeyen 3 numaralı üyeliktedir.

TÜRK SPORUNA BIRAKILAN MİRAS

29 Temmuz 1951 tarihinde aramızdan ayrılan Ali Sami Yen, geride yalnızca bir futbol kulübü bırakmadı.

Bir kültür…

Bir karakter…

Bir duruş…

Ve nesilden nesile aktarılacak büyük bir miras bıraktı.

Onun adı yıllarca Galatasaray’ın mabedi olan Ali Sami Yen Stadı ile yaşamaya devam etti.

Bugün Galatasaray’ın her başarısında, her şampiyonluğunda ve milyonlarca taraftarın yüreğinde Ali Sami Yen’in attığı ilk adımın izleri vardır.

Çünkü bazı insanlar yalnızca kulüp kurmaz…

Bir asrı aşan bir kültür inşa ederler.

Ruhu şad olsun…

⸻

Kaynak: Galatasaray Arşivi – Abdülkadir Yücelman
Düzenleme ve yorum: Tufan Akol

Sevgiyle Kalın.

Tufan Akol
GAZETA LA 1905 💛❤️

HASNUN GALİP

Sahadan Sipere Bir Vefa Öyküsü
Galatasaray’ın tarihi yalnızca kupalarla, şampiyonluklarla ve yeşil sahalarda kazanılan zaferlerle yazılmadı. Bu büyük tarihin içinde formasını terleten, gerektiğinde formasını çıkarıp asker üniformasını giyen ve vatanı uğruna canını veren kahramanlar da vardı.

YEŞİL SAHALARIN MÜTEVAZI KAPTANI

Mekteb-i Sultânî mezunu Mehmet Hasnun Galip, Kosova Valisi Galip Paşa’nın oğluydu. Bir paşa çocuğu olmasına rağmen çevresinde efendiliği, mütevazılığı ve centilmenliğiyle tanındı.

Galatasaray Spor Kulübü’nün kurucusu Ali Sami Yen’den sonra takımın ikinci kaptanlığını üstlendi. Ezeli rakip Fenerbahçe ile oynanan en gergin karşılaşmalarda dahi saha içindeki kibarlığı ve saygın duruşuyla dönemin spor çevrelerinde örnek gösterildi.

Futbolculuğunun unutulmaz hatıralarından biri, Osmanlı’ya sığınan Yavuz ve Midilli gemilerinin Alman mürettebatıyla oynanan karşılaşmaydı. Galatasaray’ın 3-0 kazandığı bu tarihi maçta üç golü de Hasnun Galip atmıştı.

SİPERDEN ALİ SAMİ YEN BEY’E GÖNDERİLEN MEKTUP

I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Hasnun Galip’in mücadele sahası artık yeşil çimler değil, vatan toprağıydı. Çanakkale’de 21. Alay, 7. Bölük bünyesinde Teğmen olarak görev yaparken bile gönlü Galatasaray’la birlikteydi.

25 Mart 1915 tarihinde Zığındere siperlerinden Ali Sami Yen Bey’e gönderdiği mektupta şu satırlar yer alıyordu:

“Geçen gün siperlerdeyiz, yanıma Alman neferi geldi. Biraz Fransızca biliyordu. Epey konuştuktan sonra… Galatasaray’ın Yavuz’un Alman bahriyelileriyle oynadığımız oyunu söyledi. Gollerin üçünü benim attığımı duyunca Midilli gemisinden Alman mitralyöz neferi kızdı ve beni yukarıdan aşağıya süzdü. ‘Bu mu?’ dedi. Alaettin ‘evet’ deyince, nefer bir şey bulamadı…

Burada yaptığımız hakiki idmanda zafer daima bizde, orada da Galatasaray’da olmasını arzu ediyorum.”

Çanakkale’nin siperlerinde, ölümle yaşam arasındaki o ince çizgide bile bir Galatasaray kaptanının aklında sarı-kırmızılı renkler vardı.

Bu mektubun kaleme alınmasından kısa süre sonra, 21 Haziran 1915’te Kerevizdere’de, Fransız taarruzunu karşılayan bölüğünün ön saflarında kahramanca savaşırken şehit düştü.

BEYOĞLU’NDA YAŞAYAN MİRAS: HASNUN GALİP SOKAK

Galatasaray camiası bu büyük evladının hatırasını unutmadı. Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesi’ne paralel uzanan sokak onun adıyla Hasnun Galip Sokak oldu.

Galatasaray Spor Kulübü 1925 yılında bu sokakta bulunan ve geçmişte gazoz fabrikası olarak kullanılan binayı kiraladı; 1938 yılında ise satın aldı. Böylece Hasnun Galip’in adı, Galatasaray’ın Beyoğlu’ndaki tarihi kulüp merkeziyle bütünleşti.

Aradan bir asırdan fazla zaman geçti. Formalar, futbolcular, kaptanlar ve statlar değişti; fakat M. Hasnun Galip’in adı Galatasaray tarihinde yaşamaya devam etti.

Bugün Hasnun Galip Sokak’tan geçen bir Galatasaraylı yalnızca bir adres tabelasının önünden geçmez. O tabelada bir futbolcunun, bir kaptanın, bir askerin ve vatanı uğruna canını veren bir Galatasaraylının ölümsüz hikâyesi yazılıdır.

M. Hasnun Galip Bey’i saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz. Ruhu şad olsun.

Tufan Akol
GAZETA LA 1905

BİR HAYALİN KURUCUSU: ALİ SAMİ YEN

Galatasaray’ın hikâyesi, 1905 yılında Mekteb-i Sultani sıralarında kurulan büyük bir hayalle başladı. O hayalin merkezinde ise Ali Sami Yen vardı.

Henüz genç yaşında arkadaşlarıyla birlikte kurduğu takım için hedefini çok net ortaya koymuştu: “Türk olmayan takımları yenmek.” Bu söz yalnızca bir futbol hedefi değil, Galatasaray’ın geleceğine bırakılmış büyük bir vizyondu.

Ali Sami Yen, Galatasaray’ın kurucusu olduğu kadar ilk başkanı, ilk futbolcularından biri ve kulübün karakterini şekillendiren en önemli isimdi. 1905’ten 1918’e kadar kulübün başkanlığını yaptı, daha sonra 1925 yılında yeniden bu görevi üstlendi.

Yoklukların, imkânsızlıkların ve futbolun henüz bu topraklarda yeni yeni filizlendiği yıllarda arkadaşlarını bir araya getirdi. Forma bulmak, saha bulmak, rakip bulmak bile başlı başına mücadeleyken onlar yalnızca bir takım değil, gelecek nesillere bırakılacak büyük bir miras kuruyorlardı.

Ali Sami Yen’in en büyük eseri bir kupa ya da bir maç değildi. Onun en büyük eseri, Galatasaray fikriydi.

Bugün milyonların peşinden koştuğu sarı-kırmızı sevdanın temelinde, Mekteb-i Sultani’nin bir sınıfında başlayan o cesur hayal vardır.

Bu nedenle Galatasaray tarihinin ilk sırasında başka bir isim düşünülemez.

1 Numara: Ali Sami Yen.

Kurucu Baba, İlk Başkan ve Bir Asrı Aşan Büyük Rüyanın Mimarı.

KURULUŞUN SESSİZ MİMARI: ASIM TEVFİK SONUMUT

Galatasaray’ın kuruluş yıllarında yalnızca sahaya çıkan futbolcular değil, kulübün düzenini kuran ve ayakta kalmasını sağlayan isimler de vardı. İşte bu isimlerin başında Asım Tevfik Sonumut gelir.

Mekteb-i Sultani’de Ali Sami Yen ve arkadaşlarıyla aynı idealin peşinden yürüyen Asım Tevfik, Galatasaray’ın kurucu kadrosunda yer aldı. Kulübün ilk yıllarında futbolculuğunun yanında idari görevler üstlenerek takımın düzenine ve disiplinine önemli katkı sağladı.

Galatasaray’ın ilk muhasebecilerinden biri olarak kulübün mali işlerinin tutulmasında görev aldı. Aynı zamanda saha içi ve saha dışındaki sorumluluklarıyla ilk dönemlerin idari kaptanlarından biri oldu.

O yıllarda Galatasaray’ın ne büyük bütçeleri ne de bugünkü imkânları vardı. Her şey birkaç gencin inancı, emeği ve fedakârlığıyla yürüyordu. Asım Tevfik Sonumut da bu yapının görünmeyen ama en sağlam taşlarından biriydi.

Bir kulübü kurmak kadar onu yaşatmak da önemlidir. Asım Tevfik’in Galatasaray tarihindeki değeri tam da burada ortaya çıkar.

2 Numara: Asım Tevfik Sonumut.

İlk Muhasebecilerden, İdari Kaptan ve Galatasaray’ın Kuruluş Düzeninin Sessiz Emekçisi.

SAHANIN KAHRAMANI, KALEMİN ŞAİRİ: EMİN BÜLENT SERDAROĞLU

Galatasaray’ın kuruluş yıllarında bazı isimler yalnızca futbolcu değildi; taşıdıkları karakter, cesaret ve kültürle kulübün ruhunu da şekillendirdiler. Emin Bülent Serdaroğlu bu isimlerin en özel olanlarından biriydi.

Mekteb-i Sultani sıralarında Ali Sami Yen ve arkadaşlarıyla birlikte Galatasaray’ın ilk adımlarını atan Emin Bülent, kısa sürede takımın öne çıkan futbolcularından biri oldu. Mücadeleci yapısı, liderliği ve sahadaki cesaretiyle Galatasaray’ın ilk dönemlerinde önemli sorumluluklar üstlendi.

Emin Bülent Serdaroğlu, Galatasaray’ın ilk Türk takım kaptanlarından biri olarak tarihe geçti. Sahadaki liderliğinin yanında güçlü kalemiyle de tanındı. Türk edebiyatının önemli şairlerinden biri olarak özellikle vatan, mücadele ve özgürlük duygularını eserlerine taşıdı.

Onun hayatında futbol ile edebiyat birbirinden ayrı değildi. Sahada gösterdiği mücadeleyi, kaleminde de aynı cesaret ve heyecanla sürdürdü.

Galatasaray’ın yalnızca sportif değil, kültürel kimliğinin oluşmasında da iz bırakan Emin Bülent Serdaroğlu, kulübün ilk yıllarındaki çok yönlü ruhun en güçlü temsilcilerinden biri oldu.

3 Numara: Emin Bülent Serdaroğlu.

İlk Türk Takım Kaptanlarından, Futbolcu, Şair ve Galatasaray’ın Mücadeleci Ruhunun İlk Temsilcilerinden.

DÖRT GOLLÜ KAHRAMAN, BAĞDAT ŞEHİDİ: CELAL İBRAHİM

Galatasaray’ın kuruluş yıllarında sahaya çıkan bazı isimler, yalnızca oynadıkları futbolla değil, taşıdıkları cesaret ve karakterle de tarihe geçti. Celal İbrahim, bu isimlerin en unutulmazlarından biridir.

Mekteb-i Sultani’de yetişen Celal İbrahim, Galatasaray’ın ilk dönem kadrolarında forma giydi. Güçlü fiziği, mücadeleci yapısı ve bitmek bilmeyen enerjisiyle kısa sürede takımın dikkat çeken futbolcularından biri oldu.

Galatasaray tarihindeki en özel hatıralarından biri, Fenerbahçe’ye karşı bir maçta dört gol atmasıdır. Bu başarısı, onu daha kulübün ilk yıllarında sarı-kırmızılı hafızanın kahramanlarından biri hâline getirdi.

Ancak Celal İbrahim’in hikâyesi yalnızca futbol sahasıyla sınırlı kalmadı. Vatan hizmeti için cepheye gitti ve I. Dünya Savaşı sırasında Bağdat cephesinde şehit düştü.

Futbol sahasında Galatasaray için mücadele eden bu genç adam, daha sonra vatanı uğruna canını verdi. Bu nedenle onun adı, kulüp tarihinde yalnızca bir futbolcu olarak değil, bir kahraman ve şehit olarak da yaşar.

4 Numara: Celal İbrahim.

Fenerbahçe’ye Dört Gol Atan Kahraman, Galatasaray’ın İlk Dönem Futbolcularından ve Bağdat Şehidi.

SAVUNMANIN SESSİZ GÜCÜ: BEKİR SITKI BİRCAN

Galatasaray’ın ilk yıllarında bazı isimler sahada gösterdikleri mücadele kadar, kulübün idari yapısına verdikleri emekle de iz bıraktılar. Bekir Sıtkı Bircan, bu isimlerin başında gelir.

Kuruluş döneminin ilk futbolcularından biri olan Bekir Sıtkı, özellikle savunmada görev yaptı. Sert, disiplinli ve güven veren oyunuyla Galatasaray’ın ilk dönem defans yapısının oluşmasına katkı sağladı.

Ancak onun Galatasaray’a hizmeti yalnızca futbol sahasıyla sınırlı kalmadı. Aktif futbolculuk yıllarının ardından kulüp yönetiminde de önemli görevler üstlendi ve uzun yıllar genel sekreterlik yaptı.

Kulübün henüz kurumsallaşmaya çalıştığı bir dönemde, yazışmalardan organizasyona kadar birçok konuda sorumluluk aldı. Galatasaray’ın düzenli ve kalıcı bir yapıya kavuşmasında sessiz ama çok değerli bir emek verdi.

Bekir Sıtkı Bircan, Galatasaray tarihinin hem sahada hem masa başında hizmet eden ilk gerçek emekçilerinden biridir.

5 Numara: Bekir Sıtkı Bircan.

İlk Defans Oyuncularından, Uzun Yıllar Genel Sekreterlik Yapan ve Galatasaray’ın Kurumsallaşmasına Emek Veren İdareci.

ASİL BİR SAVUNMACI: REŞAT ŞİRVANİZADE

Galatasaray’ın kuruluş yıllarında sahaya çıkan gençlerin her biri farklı bir hikâyeden geliyordu. Reşat Şirvanizade, hem ailesinin köklü geçmişi hem de sahadaki disiplinli futboluyla ilk kadronun dikkat çeken isimlerinden biri oldu.

Osmanlı devlet hayatında önemli görevler üstlenmiş bir ailenin mensubu olan Reşat Şirvanizade, Mekteb-i Sultani yıllarında Galatasaray’ın ilk futbol kadrosuna katıldı. Kulübün kuruluş döneminde özellikle bek mevkisinde görev yaptı.

Sakin, sağlam ve görevine bağlı oyun anlayışıyla savunmanın güven veren isimlerinden biri oldu. O yıllarda futbol bugünkü gibi belirgin taktik düzenlere sahip değildi; buna rağmen Reşat Şirvanizade’nin disiplinli yapısı, takımın savunma direncine önemli katkı sağladı.

Galatasaray’ın ilk yıllarında forma giymek yalnızca futbol oynamak anlamına gelmiyordu. Her oyuncu aynı zamanda yeni kurulan bir kulübün geleceğini inşa ediyordu. Reşat Şirvanizade de bu sorumluluğu taşıyan ilk neferlerden biriydi.

6 Numara: Reşat Şirvanizade.

Sadrazam Torunu, İlk Kadronun Asil Bek Oyuncusu ve Galatasaray’ın Kuruluş Yıllarının Sessiz Savunma Gücü.

ORTA SAHANIN AKLI: REFİK CEVDET KALPAKÇIOĞLU

Galatasaray’ın kuruluş yıllarında bazı isimler yalnızca sahada değil, kulübün idari yapısında da önemli sorumluluklar üstlendiler. Refik Cevdet Kalpakçıoğlu, bu iki yönü bir arada taşıyan ilk isimlerden biridir.

Mekteb-i Sultani’de yetişen Refik Cevdet, Galatasaray’ın ilk kadrolarında özellikle orta saha bölgesinde görev yaptı. Oyunun merkezinde yer alması, takımın hem savunma hem hücum bağlantısında önemli bir rol üstlenmesini sağladı.

Sahadaki futbolculuğunun yanı sıra kulüp yönetiminde de uzun yıllar hizmet verdi. Galatasaray’ın gelişme döneminde başkan vekilliği görevinde bulunarak kulübün idari yapılanmasına katkı sağladı.

Kuruluş yıllarında futbol oynamak kadar kulübü ayakta tutmak da büyük emek istiyordu. Refik Cevdet Kalpakçıoğlu, bu sorumluluğu hem sahada hem yönetim kademesinde taşıyan gerçek bir kulüp emekçisiydi.

7 Numara: Refik Cevdet Kalpakçıoğlu.

İlk Orta Saha Oyuncularından, Uzun Yıllar Başkan Vekilliği Yapan ve Galatasaray’ın Kurumsal Yapısına Emek Veren İdareci.

KALEMİYLE DE HİZMET EDEN GALATASARAYLI: ABİDİN DAVER

Galatasaray’ın ilk yıllarında kulübe hizmet eden isimler yalnızca futbol sahasında değil, fikir ve kalem dünyasında da iz bıraktılar. Abidin Daver, bu çok yönlü isimlerden biriydi.

Mekteb-i Sultani çevresinde yetişen Abidin Daver, Galatasaray’ın ilk dönemlerinde kulübün kuruluş ruhunu taşıyan gençler arasında yer aldı. Futbola ve kulübe olan bağlılığı, ilerleyen yıllarda gazetecilik ve yazarlık hayatında da devam etti.

Türk basın tarihinin önemli isimlerinden biri hâline gelen Abidin Daver, uzun yıllar gazetecilik yaptı; spor, denizcilik ve memleket meseleleri üzerine kaleme aldığı yazılarla tanındı. Galatasaray sevgisini ise hayatı boyunca korudu.

Onun Galatasaray tarihindeki yeri, yalnızca ilk dönemlerde kulübün çevresinde bulunmuş olmasıyla değil; sarı-kırmızılı kültürü kalemiyle de yaşatmasıyla özeldir.

8 Numara: Abidin Daver.

Gazeteci, Yazar ve Galatasaray’ın İlk Yıllarındaki Kültürel Hafızanın Önemli Temsilcilerinden.

İLK YILLARIN SESSİZ EMEKÇİSİ: TAHSİN NİHAT

Galatasaray’ın kuruluş döneminde kulübü ayakta tutan güç yalnızca birkaç öne çıkan isimden ibaret değildi. Takımın ilk yıllarında forma giyen ve kulübün gelişimine katkı sağlayan birçok genç, bugün sarı-kırmızılı tarihin temel taşları arasında yer alır. Tahsin Nihat da bu isimlerden biridir.

Mekteb-i Sultani çevresinde şekillenen ilk futbol kadrolarında yer alan Tahsin Nihat, Galatasaray’ın henüz kuruluş mücadelesi verdiği yıllarda sahaya çıkan gençlerden biri oldu.

O dönemde futbol oynamak, yalnızca bir maçta forma giymek anlamına gelmiyordu. Saha bulmak, rakip bulmak, forma temin etmek ve yeni kurulan kulübü yaşatmak için büyük fedakârlık gerekiyordu. Tahsin Nihat da bu fedakâr kuşağın bir parçasıydı.

Bugün adı diğer bazı kurucular kadar sık anılmasa da, Galatasaray’ın ilk yıllarındaki kolektif emeğin ve dayanışmanın unutulmaması gereken temsilcilerinden biridir.

9 Numara: Tahsin Nihat.

Galatasaray’ın İlk Kadrolarında Yer Alan ve Kuruluş Yıllarının Sessiz Emekçilerinden Biri.

KURULUŞ YILLARININ FEDAKÂR NEFERİ: HÜSEYİN HÜSNÜ

Galatasaray’ın kuruluş döneminde sahaya çıkan her isim, bugün milyonların peşinden koştuğu büyük mirasın ilk taşlarını döşedi. Hüseyin Hüsnü de bu öncü kuşağın içinde yer alan ve kulübün ilk yıllarına emek veren isimlerden biriydi.

Mekteb-i Sultani çevresinde şekillenen ilk futbol kadrolarında görev alan Hüseyin Hüsnü, Galatasaray’ın henüz imkânsızlıklarla mücadele ettiği yıllarda sarı-kırmızılı formayı taşıdı.

O dönemde futbolcu olmak yalnızca sahada mücadele etmek değildi. Takımın ayakta kalması, maçların organize edilmesi ve kulüp ruhunun yaşatılması için herkes elinden geleni yapıyordu. Hüseyin Hüsnü de bu dayanışmanın ve fedakârlığın bir parçası oldu.

Adı bugün daha az anılsa da, Galatasaray tarihinin ilk sayfalarında yer alan her isim gibi onun emeği de kulübün hafızasında önemli bir yere sahiptir.

10 Numara: Hüseyin Hüsnü.

Galatasaray’ın İlk Kadrolarında Yer Alan, Kuruluş Yıllarının Fedakâr ve Sessiz Neferlerinden Biri.

İLK YILLARIN UNUTULMAYAN NEFERİ: KAMİL BEY

Galatasaray’ın kuruluş yıllarında kulübün temellerini atan kuşak, yalnızca birkaç tanınmış isimden ibaret değildi. O dönemin her futbolcusu, bugün dev bir çınara dönüşen Galatasaray’ın ilk halkalarından biriydi. Kamil Bey de bu öncü isimler arasında yer aldı.

Mekteb-i Sultani çevresinde şekillenen ilk kadrolarda bulunan Kamil Bey, Galatasaray’ın henüz imkânlarının çok sınırlı olduğu yıllarda sahaya çıkan gençlerden biriydi.

O dönemde futbol oynamak, yalnızca doksan dakikalık bir mücadele değildi. Oyuncular aynı zamanda takımın düzenine, maçların hazırlanmasına ve kulübün ayakta kalmasına da katkı veriyordu. Kamil Bey de bu dayanışma ruhunun bir parçası oldu.

Bugün hakkında ayrıntılı bilgiler sınırlı olsa da, Galatasaray’ın kuruluş döneminde yer alan her isim gibi onun da emeği kulübün tarihindeki yerini korumaktadır.

11 Numara: Kamil Bey.

Galatasaray’ın İlk Kadrolarında Yer Alan, Kuruluş Yıllarının Sessiz ve Fedakâr Neferlerinden Biri.

KURULUŞUN SESSİZ TANIKLARINDAN: ABİDİN BEY

Galatasaray’ın ilk yıllarında kulübün temelini oluşturan kadro, yalnızca bugün çok iyi bilinen birkaç isimden ibaret değildi. O dönemin her oyuncusu ve her yol arkadaşı, sarı-kırmızılı tarihin ilk sayfalarına kendi emeğini bıraktı. Abidin Bey de bu öncü kuşağın içinde yer aldı.

Mekteb-i Sultani çevresinde şekillenen ilk Galatasaray kadrolarında bulunan Abidin Bey, kulübün henüz yeni yeni kimlik kazandığı yıllarda bu büyük hayalin bir parçası oldu.

O dönemde futbolcuların görevi yalnızca sahaya çıkmak değildi. Kulübün ayakta kalması, maçların organize edilmesi, takım ruhunun korunması ve Galatasaray fikrinin yaşatılması için herkes sorumluluk üstleniyordu. Abidin Bey de bu dayanışma ve fedakârlık ruhunun içinde yer aldı.

Bugün hakkında ayrıntılı bilgiler sınırlı olsa da, kuruluş yıllarında Galatasaray’a omuz veren her isim gibi onun da kulüp tarihindeki yeri değerlidir.

12 Numara: Abidin Bey.

Galatasaray’ın İlk Kadrolarında Yer Alan, Kuruluş Yıllarının Sessiz ve Fedakâr Neferlerinden Biri.

SINIRLARI AŞAN BİR RÜYANIN İLK NEFERİ: MİLO BAKIŞ

(Doğum ve ölüm tarihleri resmî kayıtlarda bilinmemektedir.)

Galatasaray’ın kuruluş felsefesinin en büyük gücü, daha ilk gününde sınırları, milletleri ve coğrafyaları aşan bir vizyona sahip olmasıydı. Ali Sami Yen’in “Türk olmayan takımları yenmek” hedefiyle kurduğu bu takımın harcına omuz verenlerden biri de, kulübün 13 numaralı kurucu üyesi Karadağlı Milo Bakiş oldu.

Mekteb-i Sultani sıralarında yolu Ali Sami Yen ile kesişen Milo Bakiş, Galatasaray tarihine geçen ilk yabancı futbolculardan biri olarak kulübün kuruluş yıllarında yer aldı.

Kardeşi Pavle ile birlikte savunma hattında görev yapan Milo Bakiş; sert, atletik ve disiplinli oyunuyla takımın ilk dönem savunma anlayışına önemli katkı sağladı.

1912’de Balkan Savaşları öncesinde eğitimini tamamlayarak memleketine döndü. Bu ayrılık nedeniyle sonraki resmî kayıtlarda adı her zaman görünmese de Ali Sami Yen, eski yol arkadaşını unutmadı ve el yazması kurucu defterinin 13. sırasını ona ayırdı.

Milo Bakiş’in Galatasaray tarihindeki yeri yalnızca sahaya çıkan bir futbolcu olmasından ibaret değildir. O, daha kuruluş günlerinde Galatasaray’ın sınırları aşan, farklı milletlerden insanları aynı ideal etrafında buluşturan anlayışının en anlamlı temsilcilerinden biridir.

13 Numara: Milo Bakiş.

Galatasaray’ın Kuruluş Yıllarındaki Karadağlı Neferi ve Sınırları Aşan Büyük Rüyanın İlk Temsilcilerinden Biri.

GALATASARAY’IN TARİHİNE YOLCULUK

1905’ten 1930’a uzanan ilk kadrolarımızı, gerçek dönem fotoğraflarıyla “Tarihimiz” sayfamıza taşıyoruz.

Geçmişimizi unutmayalım, unutturmayalım.
💛❤️

Tufan Akol – GAZETA LA 1905

GALATASARAY’IN EN GENÇ BAŞKANI: 30 YAŞINDAKİ “İMPARATOR” YUSUF ZİYA ÖNİŞ

Örnek Başkan, İlk Federasyon Başkanı

İstanbul’un serin bir sonbahar sabahında, Galatasaray Lisesi’nin taş duvarları arasında genç bir çocuk, sarı-kırmızı renklere duyduğu tutkuyu daha o yıllarda yüreğinde taşıyordu.

Yusuf Ziya…

İleride Türk spor tarihinin “İmparator” lakabıyla anılacağından habersizdi; ancak gözlerinde daima geleceğe bakan bir ışık vardı.

Galatasaray Lisesinden mezun olduktan sonra eğitimine devam etmek üzere İsviçre’ye gitti. Servette FC forması giyerken Avrupa futbolunun düzeniyle tanıştı:

Dakiklik, disiplin, organizasyon…

Gördüğü her ayrıntı, zihnindeki tek bir hedefi daha da güçlendiriyordu:

“Türkiye de bir gün böyle olacak.”

Memlekete döndüğünde Galatasaray zor günler geçiriyordu. Kulüp, 1922 yılında ağır bir maddi çıkmazın içerisindeydi. Sahada umutlar azalırken yönetimde yüzler gülmüyordu.

Tam da o günlerde Yusuf Ziya Öniş, henüz 30 yaşındayken büyük bir sorumluluk üstlendi ve Galatasaray Spor Kulübünün başkanlık koltuğuna oturdu.

“Gençtir, tecrübesizdir…” diyenlere karşılık onun cevabı son derece açıktı:

“Kulübüm için elimden gelen her şeyi yaparım.”

Bu söz, aslında onun karakterinin özeti gibiydi.

Borçların kapatılması, takımın yeniden ayağa kaldırılması ve sportif düzenin kurulması için büyük sorumluluk aldı. Ancak onun hedefi yalnızca Galatasaray’ı kurtarmak değildi; Türkiye’de sporun geleceğinin de şekillenmesini istiyordu.

Türkiye Futbol Federasyonunun kuruluşunda önemli görev üstlendi ve 23 Nisan 1923’te federasyonun ilk başkanı olarak Türk spor tarihine geçti.

1924 Türkiye Futbol Şampiyonası’nın finalinde hakem olarak sahaya çıktığında tribünlerde yalnızca bir hakem değil; futbolu kalpten bilen, oyunun gelişmesi için çalışan büyük bir öncü vardı.

Yusuf Ziya Öniş; futbolculuğu, yöneticiliği, başkanlığı ve vizyonuyla Türk sporunun temel direklerinden biri olmuştu.

Ancak onun yolu da her zaman düz olmadı…

1933 yılında yaşanan fikir ayrılıklarının ardından Galatasaray’dan istifa etti. Daha sonra Güneş Spor Kulübünün kuruluşunda yer aldı ve kulübün kapandığı 1938 yılına kadar yöneticilik görevini sürdürdü.

Zaman ilerledi…

Türkiye İş Bankası ve dönemin DenizBank’ında üst düzey yöneticilik yaptı. Güneş Spor Kulübünün kapanmasının ardından yeniden yuvasına, Galatasaray’a döndü. 1950–1952 yılları arasında bir kez daha başkanlık görevini üstlendi.

Ömrünün son yıllarında gönlü Sarıyer’deydi. Boğaz’ın tuzlu kokusuna karışan güçlü bir aidiyetle Sarıyer Spor Kulübüne destek verdi. Bugün Sarıyer’de adını taşıyan stadyumda onun emeğinin ve idealizminin izleri yaşamaya devam ediyor.

12 Ekim 1960 günü “İmparator” son kez gözlerini kapattığında Türk sporu büyük bir öncüsünü kaybetti.

Fakat ardında bıraktığı miras hâlâ yaşıyor…

Profesyonelliğe giden yolun taşlarını döşeyen, Galatasaray’ın en zor günlerinde dimdik duran ve Türk sporunun modernleşmesi için yılmadan çalışan büyük bir spor adamının mirası…

Saygı, minnet ve rahmetle…

Galatasaraylı sevgilerimle 💛❤️

Tufan Akol
GAZETA LA 1905
19 Kasım 2025





error: Content is protected !!