ADIN VARDI, ŞANIN OLDU

Son iki senedir yazdık, çizdik, dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık:

Galatasaray’ın en büyük transferi, teknik kadrosuna yapacağı transferdir!

Taraftar bunu gördü, anladı.
Peki Yönetim ve teknik ekip?

Onlar anlamadı mı?

Bence gayet iyi anladılar ama işlerine gelmedi.

Çünkü bazen eksikleri kabul etmek, o eksikleri giderecek yeni ve güçlü isimleri yanına almak demektir. Yeni gelen başarılı olduğunda övgü alacak, sistem değişecek, bazı alışkanlıklar bozulacaktır.

Kusura bakmayın ama bunun adı özgüven değil, korkaklıktır.

Moritz Volz’dan uzun uzun bahsetmek istemiyorum. Çünkü onun yaptığı işi yapabilecek bu ülkede de nice cevherler olduğuna inanıyorum.

Ama bizde nedense şöyle bir anlayış yerleşmiş:

İllaki yabancı olacak!

Üstelik yalnızca yöneticilerde değil, taraftarın bir bölümünde de aynı düşünce var.

Eskiler boşuna söylememiş:

“Yerli malı, yurdun malı; herkes onu kullanmalı.”

Mesele yerli-yabancı meselesi de değildir aslında.

Mesele liyakat meselesidir.

İşini kim iyi yapıyorsa, kim Galatasaray’a değer katacaksa, kim teknik direktörün eksik kaldığı noktayı tamamlayacaksa getirirsin ve görevi teslim edersin.

Çünkü büyük kulüplerde sistem tek adam üzerine kurulmaz.

“BEN DEĞİL, BİZ”

“Ben değil, biz” prensibi; bireysel çıkarların, kişisel dostlukların ve alışkanlıkların önüne takım ruhunu, ortak aklı ve ortak başarıyı koymak değil midir?

Peki Okan Hoca ne yapıyor?

Bana göre biraz fazla “vefa” peşinde koşuyor.

Kariyerinde beraber yola çıktığı İrfan Saraloğlu ile ısrarla devam ediyor. Orhan Atik’e kucak açıyor.

Vefa güzel şeydir Hocam…

Ama Galatasaray, vefa borçlarının ödendiği yer değildir.

Galatasaray’da tek ölçü vardır:

Başarı ve liyakat.

Bugünkü teknik kadroya bakalım:

Okan Buruk – Teknik Direktör
İrfan Saraloğlu – Yardımcı Antrenör
Ismael Garcia Gomez – Yardımcı Antrenör
Fadıl Koşutan – Kaleci Antrenörü
Can Okuyucu – Kaleci Antrenörü
Kaan Arısoy – Atletik Performans Antrenörü
Yusuf Köklü – Atletik Performans Antrenörü
Gürkan Fuat Demir – Atletik Performans Antrenörü

Tüm ekibi tek tek yazmaya bile gerek yok.

Anlayan anlar…

Ben bu insanların hiçbirinin emeğini küçümsemiyorum. Meselem kişilerle değil, yapıyla.

Galatasaray artık yalnızca Süper Lig’i kazanmayı hedefleyen bir takım değildir.

Hedef Avrupa ise, hedef Şampiyonlar Ligi ise, hedef Avrupa’nın devleriyle aynı masaya oturmaksa; saha içerisindeki futbolcu kalitesi kadar kulübenin arkasındaki futbol aklının da Avrupa seviyesinde olması gerekir.

Analiz ekibinden atletik performansa, duran top uzmanından bireysel gelişim antrenörüne kadar teknik yapı güçlendirilmelidir.

Okan Buruk’un karşısına değil, yanına güçlü insanlar konulmalıdır.

Güçlü teknik direktör, yanındaki güçlü isimlerden korkmaz.

Aksine onların bilgisinden yararlanır.

İşte benim iki yıldır anlatmaya çalıştığım tam olarak budur.

Bu teknik kadro kuvvetlendirilsin…

Mevcut futbolcu kadrosuna da doğru yerlere yapılacak iki-üç kaliteli takviye eklensin…

Ben iddia ediyorum:

Galatasaray 2026-2027 sezonunun en büyük şampiyonluk adaylarından biridir.

Hatta daha ileri gidiyorum:

Şampiyonlar Ligi’nde ilk 16 neden olmasın?

Yeter ki kişisel hesaplardan, dostluklardan, vefa borçlarından ve “Ben bilirim” anlayışından vazgeçilsin.

Çünkü Okan Buruk’un artık yalnızca adı yok.

Kazandığı şampiyonluklarla, kupalarla, kırdığı rekorlarla şanı da var.

Ama unutulmasın:

Adın vardı, şanın oldu…
Şimdi sıra Avrupa’da iz bırakmakta!

Bunun da yolu tek bir cümleden geçiyor:

BEN DEĞİL, BİZ OLALIM YETER!

Sevgiyle Kalın.

Tufan Akol
GAZETA LA 1905

Yorum Yap

error: Content is protected !!