NE SALÇASINI FAZLA NE TUZUNU AZ

Her kafadan bir ses…

Galatasaray biraz durulsa bu defa rakipler, troller ve taraftara oynayan kalemşörler ver yansın ediyor. Kimi reyting peşinde, kimi etkileşim, kimi de taraftarın nabzına göre şerbet verip yangına bir odun daha atmanın derdinde.

Sonra dönüp bakıyoruz; konuşan çok, çözüm üreten yok!

Yıllardır aynı meseleleri konuşuyor, aynı tartışmaların içinde dönüp duruyoruz.

Artık bu işlere bir son vermenin zamanı geldi de geçiyor.

Karaborsa dediğimiz mesele sittin senedir dünyanın her yerinde mevcut. Birileri konsere veya maça gitmek için önceden beş bilet alıyor, dördünü daha yüksek fiyata satıyor, kendi biletini bedavaya getiriyor. Diğerleri işi topluca yapıyor.

Passolig çıktı, “Düzen gelecek” dediler.

O da olmadı!

Maymuncuk yine kapıları açtı. “Ben ayarlarım, kombineni ayarlarım, biletini bulurum, seni içeri sokarım” diyenler çıktı; insanlar mağdur edildi.

Sistem değişti ama kafa değişmedi.

Bir gazeteci yanlış bir duyumu yazıyor, ardından tekzip yayınlıyor, sorguya çekiliyor.

Diğer tarafta bir taraftar liderinin evine baskın yapılıyor, gözaltına alınıp sorgulanıyor. İki gün sonra ise hakkında yöneltilen suçlamalara rağmen, ev hapsi ve yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirleriyle serbest bırakılıyor.

Herkes konuşuyor…

Herkes aslında neyin ne olduğunu biliyor…

Ama sıra sorumluluk almaya geldiğinde her zaman olduğu gibi üç maymun oynanıyor.

Görmedim… Duymadım… Bilmiyorum…

PEKİ NE YAPMAK LAZIM?

Artık yalnız Galatasaray’da değil, Türkiye’de bütün stadyumlarda tribün düzeninin yeniden ele alınmasının zamanı geldi.

Yıllardır taraftar gruplarıyla kulüpler arasındaki ilişkinin sınırlarını tartışıyoruz. Kim bilet aldı, kim bilet dağıttı, kim hangi kapıdan girdi, kim kimin adamı, kimin kulüple nasıl bir ilişkisi var…

Bunların konuşulmadığı bir düzen kurmak bu kadar mı zor?

Kulüp yönetimlerinin sorumluluğunda, görev tanımı açık, denetlenebilir ve kişilere bağlı olmayan profesyonel bir sistem kurulmalı.

Bugün farklı ülkelerde ve organizasyonlarda değişik görev tanımlarıyla karşımıza çıkan “Crowd Manager / Crowd Animator” anlayışını biz kendi futbol kültürümüze göre düzenleyebiliriz.

Biz eskiden bunun adına ne derdik?

AMİGO!

Ama benim bahsettiğim amigo; kapıda adam sokan, bilet ayarlayan, tribünde kendi düzenini kuran veya kulübün üzerinde güç sahibi olmaya çalışan kişi değil.

Tam tersine…

Kulübün resmen görevlendirdiği, sorumluluğu belli, taraftarla kulüp arasında köprü kuran, tribünün coşkusuna yardımcı olurken huzurunu da koruyan profesyonel insanlar.

Çünkü futbol seyircisi stadyuma yalnızca doksan dakika maç seyretmeye gitmez.

Orada coşar.

İçindeki derdi, kafasındaki sorunları birkaç saatliğine unutur. Takımına destek verir, bağırır, çağırır, sesinin son noktasına kadar tüketir kendisini ve rahatlar.

Takımı yenerse gecelere akar…

Yenilirse üzülerek evinin yolunu tutar.

Futbol budur. Tribün budur. Taraftarlık budur.

Kulüpler de artık tribün organizasyonunu tesadüflere, kişisel ilişkilere veya yıllar içerisinde kendi gücünü oluşturan yapılara bırakmamalı.

Profesyonel Crowd Manager (Amigo) sistemi oluşturulmalı. Bir kısmı maaşlı profesyonellerden, bir kısmı eğitimden geçirilmiş fahri görevlilerden meydana gelebilir.

Kim ne iş yapıyor belli olsun.

Kim kime karşı sorumlu belli olsun.

Kim hangi bileti neden alıyor belli olsun.

Bilet başka işlere karışmasın, tribün başka işlere karışmasın.

Taraftar grupları elbette yine olsun.

Bayraklar açılsın, tezahüratlar yapılsın, koreografiler hazırlansın. İnsanlar takımlarını doyasıya desteklesin.

Ama hiç kimse kendisini kulübün üzerinde görmesin.

Hiçbir yönetim de taraftar desteğini kaybetmemek uğruna görmesi gerekeni görmezden gelmesin.

Çünkü tribünün sahibi ne yönetimdir ne taraftar lideridir ne de sosyal medyada en fazla bağırandır.

Tribünün sahibi o kulübün taraftarıdır.

İşte burada terazinin ayarını iyi yapmak gerekiyor.

Ne tribünün coşkusunu öldürelim ne de “taraftar özgürlüğü” diyerek düzensizliğe göz yumalım.

Ne her olayda insanları peşinen suçlu ilan edelim ne de herkesin bildiği yanlışlara yıllarca sessiz kalalım.

Ne taraftara yaranmak için yangını büyütelim ne de gerçekleri yazan kalemleri susturmaya kalkalım.

Başlıkta söylediğim gibi:

NE SALÇASINI FAZLA, NE TUZUNU AZ…

Her şeyi kararında yapalım.

Kulüpler sorumluluğunu alsın, taraftar takımını desteklesin, gazeteci gazeteciliğini yapsın, güvenlik görevini yerine getirsin.

Ve futbol yeniden futbol olarak konuşulsun.

Galatasaray’ın da Türk futbolunun da artık bitmek bilmeyen bu tartışmalardan kurtulup FABRİKA AYARLARINA DÖNME ZAMANI GELDİ!

Sevgiyle Kalın.

Tufan Akol
GAZETA LA 1905

Yorum Yap

error: Content is protected !!