
Mekteb-i Sultânî’den Galatasaray’a Uzanan Büyük Miras
Osmanlı’da saray eğitiminin önemli bir parçasını oluşturan ve Enderun’a üst düzey eğitimli devlet görevlileri yetiştiren Galatasaray, yalnızca Osmanlı’nın önemli simgelerinden biri olmakla kalmadı; 19. yüzyılın sonlarındaki Batılılaşma hareketlerinin ve Tanzimat reformlarının da sembolü hâline geldi.
O dönemde Osmanlı Devleti’nin; hukukta, siyasette ve sosyal hayatta gerçekleştireceği yenilikleri hayata geçirecek aydın kadrolara ihtiyacı vardı. Bu kadroların yetiştirilebilmesi için geleneksel eğitimin yanında Batılı eğitim programlarını da bünyesinde barındıran çağdaş bir eğitim kurumunun kurulması gerekiyordu.
İşte bu düşünce doğrultusunda, tıbbiye ve kışla olarak kullanıldığı dönemlerin ardından kurum; 1 Eylül 1868 tarihinde, Sultan Abdülaziz’in de katıldığı görkemli bir törenle Mekteb-i Sultânî adı altında yeniden faaliyete geçti.
Mekteb-i Sultânî’nin kuruluş amacı; Osmanlı’nın ihtiyaç duyduğu çağdaş ve aydın kadroları yetiştirmek, farklı din ve milletlerden öğrencileri aynı çatı altında buluşturmaktı.
Açılış günü, 147’si Müslüman ve 194’ü gayrimüslim olmak üzere toplam 341 öğrenci kayıt yaptırdı. Türkçe ve Fransızcanın birlikte kullanıldığı çift dilli bir eğitim modeli benimsendi.
Böylece Mekteb-i Sultânî, yalnızca bir eğitim kurumu değil; farklılıkların aynı çatı altında bilgi, kültür ve ortak gelecek anlayışıyla buluştuğu önemli bir medeniyet merkezi hâline geldi.
Aradan yıllar geçti…
1905 yılının bir ekim günü, o tarihî okulun sıralarında hiç sönmeyecek bir ateş yakıldı. Ali Sami Yen ve arkadaşlarının tutuşturduğu bu ateş, zamanla bir spor kulübünden çok daha fazlasına dönüştü.
O ateş; inancın, cesaretin, mücadelenin ve başarının simgesi oldu.
Galatasaray, ülkemizin göğsünü kabartan uluslararası başarılara imza attı; Türk sporunun dünyaya açılan penceresi, Türk’ün dünya üzerindeki sesi ve nefesi oldu.
Mekteb-i Sultânî’den doğan o büyük ruh, 1905’ten bugüne aynı inançla yaşamaya devam ediyor…
Tufan Akol
GAZETA LA 1905
www.gazetala1905.com