“Zaman… Acıları hafifletir, öfkeyi dindirir, gerçekleri ise er ya da geç gün yüzüne çıkarır. Dün alkışlananlar bugün eleştirilebilir, dün eleştirilenler ise yıllar sonra hak ettikleri değeri görebilir.”
Bugün kalemimin konuğu, Galatasaray’ın 38. Başkanı Burak Elmas…
Onun hikâyesi, başkanlık makamına giden kısa bir yolun değil; tribünden başlayan, emekle, sabırla ve yıllar süren hizmetle örülen bir Galatasaray hikâyesidir.
Henüz genç yaşlarda Ali Sami Yen tribünlerinde elinden Galatasaray bayrağını düşürmeyen, davulunu ve tokmağını omzundan indirmeyen, iç sahada da deplasmanda da Avrupa deplasmanlarında da takımının peşinden koşan gerçek bir Galatasaray sevdalısıydı.
Hayali önce Galatasaray’a üye olmaktı.
Oldu…
Sonra kulübüne hizmet etmekti.
Yönetimlerde görev aldı.
Yıllarını Galatasaray’a verdi.
Faruk Süren döneminde kulübün çeşitli kademelerinde görev yaptı, UEFA Kupası döneminin heyecanını kulübün içinde yaşayan isimlerden biri oldu. O günlerde kazandığı tecrübeyi bir gün Galatasaray’a başkan olarak hizmet etmek için biriktirdi.
2021 yılı geldiğinde Galatasaray Genel Kurulu üyeleri ona güvendi.
Kurumsallaşma, dijitalleşme, mali disiplin ve geleceğe dönük projeleriyle üyelerin karşısına çıktı.
Sandık konuştu.
Burak Elmas, Galatasaray’ın 38. Başkanı seçildi.
Ne var ki…
Asıl mücadele seçimden sonra başladı.
Benim düşünceme göre Burak Elmas’a, projelerini hayata geçirebileceği zaman tanınmadı.
Henüz yolun başındayken eleştirilerin hedefi hâline getirildi.
Destek beklediği yerde yalnız bırakıldı.
Sabır gösterilmesi gereken yerde sürekli baskı gördü.
Başarılı olup olmayacağını zaman gösterecekken, daha zamanı gelmeden başarısız ilan edildi.
Galatasaray gibi büyük kulüplerde eleştiri elbette olacaktır.
Başkanlar hesap verir.
Kararları tartışılır.
Ancak benim vicdanımın kabul etmediği nokta şudur:
Seçilmiş bir başkana, üyelerin verdiği yetkiyi kullanabileceği kadar bile zaman tanınmadı.
Bana göre bu durum yalnızca Burak Elmas’a değil, ona güvenerek oy veren Galatasaray Genel Kurulu üyelerinin iradesine de haksızlıktı.
Belki bu görüşüme katılan olur…
Katılmayan da olur…
Ama bugün aradan geçen yılların ardından dönüp baktığımda düşüncem değişmedi.
Ve burada özellikle altını çizmek istediğim çok önemli bir nokta var.
Hazirun’un aldığı idari ibra etmeme kararından sonra Burak Elmas’ın önünde hukuki yollar açıktı.
İsteseydi o kararı mahkemeye taşıyabilirdi.
İsteseydi hakkını sonuna kadar arayabilirdi.
Belki de hukuk önünde farklı bir sonuç elde edebilirdi.
Ama bunu yapmadı.
Çünkü bana göre o, kendi hakkından önce Galatasaray’ın itibarını düşündü.
Kulübünün mahkeme salonlarında tartışılmasını istemedi.
Bu tavır, benim gözümde gerçek bir Galatasaraylı duruşuydu.
Bugün Burak Elmas hâlâ genç bir isimdir.
Önünde uzun yıllar vardır.
Galatasaray ise dün “olmaz” denilenlerin, yıllar sonra yeniden göreve çağrıldığı bir camiadır.
Bu yüzden diyorum ki…
Bugün “hayır” oyu verenlerin bir gün fikir değiştirmesi, yarın yeniden onun kapısını çalması beni hiç şaşırtmaz.
Çünkü Galatasaray’da makamlar geçicidir.
Başkanlar değişir.
Yönetimler değişir.
Ama kulübe hizmet etmiş insanların bıraktığı izler kalır.
Ben bu yazıyı kimseyi ikna etmek için yazmadım.
Ne birilerini suçlamak ne de birilerini yüceltmek için…
Sadece yıllar sonra dönüp baktığımda vicdanımın bana söylediğini kaleme aldım.
Çünkü inanıyorum ki zaman, en büyük hakemdir.
Ve gün gelir, herkes kendi vicdanında aynı soruyu sorar:
“Acaba Burak Elmas’a adil davranıldı mı?”
Ben kendi adıma cevabımı çoktan verdim.
Şimdi sıra sizde…
Aşağıda paylaşacağım Fatih Altaylı’nın hazırlayıp sunduğu “Teke Tek” programında Burak Elmas’ın anlattıklarını önyargılardan uzak bir şekilde sonuna kadar izleyin.
Daha sonra kararınızı kendiniz verin.
Belki aynı fikirde olursunuz…
Belki olmazsınız…
Ama en azından hükmünüzü dinlemeden değil, dinledikten sonra verirsiniz.
Çünkü…
Zaman gerçekten her şeyin ilacıdır.
Tufan Akol
GAZETA LA 1905
Doğruya doğru, eğriye eğri…